Tefsir Sözlüğü

admin
Mayıs 12, 2018

A

adalet: Hak ve hukuka uygunluk, hakkı gözetme, doğruluk,
türe. Haklıya hakkını verip suçluyu da işlediği suça denk bir ceza
ile cezalandırma.
adabımuaşeret: Görgü kuralları.
ağız: Aynı dil içinde ses, şekil, söz dizimi ve anlamca farklılıklar
gösterebilen, belli yerleşim bölgelerine veya sınıflara özgü olan
konuşma dili.
ahiret: Dinî inanışa göre, insanın öldükten sonra dirilip sonsuza
dek kalacağı ve Tanrı’ya hesap vereceği yer, öbür dünya.
ahkâm: Hükümler.
amel: Yapılan iş, edim, fiil. Bir kimsenin dinin buyruklarını
yerine getirmek için yaptıkları.
amel-i salih: Dine göre makbul olan işler.
amentü: Arapça “İnandım.” anlamına gelen ve İslamiyetin
temel inançları olan “Allah’a, onun meleklerine, kitaplarına,
peygamberlerine, ahiret gününe, kadere, hayır ve şerrin
Allah’tan geldiğine inanma”yı dile getiren söz.
ana fikir: Bir yazının temeli olan asıl düşünce, temel fikir.
analiz: Çözümleme.
antoloji: Şairlerin, yazarların, bestecilerin eserlerinden alınmış
seçme parçalardan oluşan kitap, seçki, güldeste.
astroloji: Yıldız falcılığı.
astronomi: Gök bilim.
arife günü: Dinî bayramlardan önceki gün.
ashâb: Bkz. sahabî.
aşevi: Yoksullara parasız yemek yedirilen veya dağıtılan yer,
aşhane. Lokanta.
atasözü: Uzun deneme ve gözlemlere dayanılarak söylenmiş ve
halka mal olmuş, öğüt verici nitelikte söz, darbımesel.
atıf: Yöneltme, çevirme. İlişkili bulma.
ayet: Kur’an surelerini oluşturan kısımlardan her biri.
ayin: Dinî tören.

B

ba’s: Yeniden dirilme, diriltme.
bağışlamak: Herhangi bir kötü davranış için ceza vermekten
vazgeçmek, affetmek. Bir mal veya hakkı karşılık beklemeden
birine vermek, teberru etmek.
bağlam: Bir düşüncenin kendinden önceki ve sonraki
düşünceye uygunluğu, o düşüncelere bağlı olarak beliren
anlamı, onlar arasında çelişmeye yer vermeyen bağlantı.
batıl inanç: Doğaüstü olaylara, gizli ve akıl dışı güçlere,
kehanetlere aşırı derecede bağlı boş inanç.
bâtın: Gizli, görünmeyen.
belagat: İyi konuşma, sözle inandırma yeteneği. Söz sanatlarını
inceleyen bilgi dalı, retorik. Konuyu bütün yönleriyle kavrayarak
hiçbir yanlış ve eksik anlayışa yer bırakmayan, yorum
gerektirmeyen, yapmacıktan uzak, düzgün anlatma sanatı.
besmele: ‘‘Esirgeyen ve bağışlayan Allah’ın adı ile” anlamına
gelen ve bir işe başlarken söylenilen bismillahirrahmânirrahîm
sözü, bismillah.
bid’at: 1. Daha önce mevcut olmayan ve sonradan meydana
çıkan inançlar, ameller. 2. Hz. Peygamber döneminden sonra
ortaya çıkan, dinî bir delile dayanmayan inanç, ibadet, fikir ve
davranışlar.
botanik: Bitki bilimi.
buğz: Nefret, kin, düşmanlık, tiksinme, iğrenme.
burhan: Kanıt, delil.
büyü: Tabiat kanunlarına aykırı sonuçlar elde etmek iddiasında
olanların başvurdukları gizli işlem ve davranışlara verilen genel
ad, efsun, sihir.

C-Ç

cami: Müslümanların namaz kılmak için toplandıkları yer.
Cebrail: Allah tarafından peygamberlere vahiy getirmekle
görevlendirilen, dört büyük melekten biri.
cehennem: Dinî inanışlara göre, dünyada günah işleyenlerin
öldükten sonra ceza görecekleri yer.
cennet: Dünyada iyilik yapanların, günahsızların, öldükten
sonra sonsuz bir mutluluğa kavuşacakları yer.
cüz: Kur’an’ın bölünmüş olduğu otuz parçadan her biri,
Kur’an’ın yirmi sayfası.
çorak: Toprak damlara çekilen, su geçirmeyen killi toprak.
Verimli olmayan toprak.

D

darb-ı mesel: Atasözü.
dedikodu: Başkalarını çekiştirmek ve kınamak üzere yapılan
konuşma, kıylükâl.
deyim: Genellikle gerçek anlamından az çok ayrı, ilgi çekici bir
anlam taşıyan kalıplaşmış söz öbeği, tabir.
dil bilimi: Yeryüzündeki dilleri ses, biçim, anlam ve söz dizimi
bakımından genel ya da karşılaştırmalı olarak inceleyen bilim.
din: Allah’ın insanları dünya ve ahirette rahat, huzur ve saadete
(mutluluğa) kavuşturmak için peygamberleri vasıtasıyla
bildirdiği yol, emirler ve yasaklar.
dua: Yakarış. Allah’a yalvarma, yakarış için söylenen dinî metin.

E

ebedî: Sonsuz, ölümsüz.
ebru: Kâğıt süslemeciliğinde kitre, kola vb. yapıştırıcılarla
yoğunlaştırılmış su üzerine, neft yağı ile sulandırılmış yağlı boya
damlatılarak yapılan ve kâğıda geçirilen süs.
edebî: Edebiyatla ilgili, edebiyata ilişkin, yazınsal, edebe dâir.
ehl-i kitap: İslam literatüründe Yahudi ve Hristiyanlar.
ekol: Bir bilim ve sanat kolunda ayrı nitelik ve özellikleri
bulunan yöntem veya akım, okul.
erdem: Ahlakın övdüğü iyi olma, alçak gönüllülük, yiğitlik,
doğruluk vb. niteliklerin genel adı, fazilet.
esbab-ı nüzul: Kur’an-ı Kerim ayetlerinin inme nedenleri.
Esma-i Hüsna: Allah’ın en güzel, en şerefli isimleri.
estetik: Sanatsal yaratının genel yasalarıyla sanatta ve hayatta
güzelliğin kuramsal bilimi, güzel duyu, bedii. Güzelliği ve
güzelliğin insan belleğindeki ve duygularındaki etkilerini konu
olarak ele alan felsefe kolu.
evkaf: Vakıflar. Vakıf mallarını yöneten kuruluş. ezelî: Başlangıcı
olmayan, öncesiz.

F

farz: Müslümanlıkta, özür olmadıkça yapılması zorunlu,
yapılmaması günah sayılan ibadet.
fıkıh: İslam hukukunda din ve dünya işleri ile ilgili ana
kaynaklardan yararlanarak konulmuş olan kuralların bütünü.
fıkhî: Fıkıhla ilgili.
fıtrat: Yaradılış, hilkat. İnsanın yaratılıştan sahip olduğu fiziki
özellikler.
fıtri: Doğuştan.
filoloji: Dili ve yazılı belgeleri dil ve tarih açısından inceleme.
Dil yoluyla bir toplumun kültürünü inceleyen bilim, lisaniyat.

G

galaksi: Gök ada. Milyarlarca yıldızdan, yıldız kümelerinden,
bulutsu ve gaz bulutlarından oluşmuş, Samanyolu gibi bağımsız
uzay adası.
gazi: Müslümanlıkta düşmanla savaşan veya savaş yapmış
kimse.
gelenek: Bir toplumda, bir toplulukta eskiden kalmış olmaları
nedeniyle saygın tutulup kuşaktan kuşağa iletilen, yaptırım
gücü olan kültürel kalıntılar, alışkanlıklar, bilgi, töre ve
davranışlar, anane.
gıybet: Çekiştirme, yerme, kötüleme.
göçebe: Değişik şartlara bağlı olarak belli bir yöre içinde çadır,
hayvan ve öteki araçlarla yer değiştiren, yerleşik olmayan
kimse veya topluluk; göçer, göçkün.
görenek: Bir şeyi eskiden beri görüldüğü gibi yapma alışkanlığı,
âdet, alışkı.
günah: Dinî bakımdan suç sayılan iş veya davranış, vebal.

H

hadis: Hz. Muhammed’in söz ve davranışları. Bu söz ve
davranışları inceleyen bilim.
hafız: Kur’an’ı başından sonuna kadar ezberleyip okuyabilen
kimse.
haham: Yahudi din adamı.
halife: 1. Birinin yerine geçen, vekil; vekili olduğu kişi adına
görev yapan kimse. 2. Allah’ın emir ve yasaklarının muhatabı
olan üstün varlık, insan.3. Hz. Peygamber’in vefatından sonra
onun yerine devlet başkanlığına geçen yöneticilerin ortak adı.
haram: Din kurallarına aykırı olan, dinî bakımdan yasak olan,
helal karşıtı. Yasak.
haşiye: Bir yazmada yazarın verdiği bilgiyi açıklamak ya da
aynı konuda daha ayrıntılı bir bilgi vermek amacıyla başka bir
yazarca oluşturulan yazma. Dipnot.
havari: Hz. İsa’nın öğüt ve inançlarını yayma işiyle
görevlendirdiği on iki yardımcısından her biri.
havza: Bölge, mıntıka.
hayâ: Utanma duygusu, utanç, utanma, sıkılma.
helal: Dinin kurallarına aykırı olmayan, dinî bakımdan
yasaklanmamış olan, haram karşıtı. Kurallara, geleneklere
uygun.
hendese: Geometri.
hicret: İslam takviminde tarih başı sayılan Hz. Muhammed’in
Mekke’den Medine’ye göç etmesi.
hile: Birini aldatmak, yanıltmak için yapılan düzen, dolap, oyun,
desise, entrika.
hitabet: Etkili söz söyleme sanatı.
hurafe: Dine sonradan girmiş yanlış, batıl inanç.
huşu: Alçak gönüllülük. Allah’a boyun eğme, gönlü korku ve
saygı ile dolu olma.
hutbe: Cuma ve bayram namazlarında minberde okunan dua
ve verilen öğüt.
hüsnüzan: Bir konuda güzel düşünmek.

İ

ibadet: Allah’ın buyruklarını yerine getirme, Allah’a yönelen
saygı davranışı.
İbranice: Bugün İsrail’de kullanılan Sami dili.
i’caz: Bir şeyin benzerini yapmada veya bir sözün benzerini
söylemede herkesi susturma, cevap veremez duruma düşürme,
çaresiz ve âciz bırakma.
îcaz: Az sözle çok şey anlatma sanatı.
içtihat: Görüş, özel görüş, anlayış, kavrayış.
iffet: Temizlik. namus.
iftira: Bir kimseye kasıtlı ve asılsız suç yükleme, kara çalma,
bühtan.
ihanet: Gerektiğinde yardımda bulunmama, bir kimsenin
güvenini yok etme. Evlilikte, sevgide aldatma, sadakatsizlik.
Hıyanet, hainlik.
ihram: Hac veya umreye niyet eden kimsenin diğer zamanlarda yapılması helal olan bazı davranışları, bu ibadetlerin esaslarını veya bütün adabını tamamlayıncaya kadar kendisine haram kılması. Hac veya umre yapmak isteyenlerin Kabe’ye varmadan önce yasakların başladığı sı- nır yerleri olan (Mi’kat) bölgelerinden birinde niyet ederek giyindikleri dikişsiz, altlı- üstlü iki parçadan oluşan giysi.
ihsan: İyilik etme, iyi davranma, bağışlama, bağışta bulunma.
ihtilaf: Ayrılık, anlaşmazlık, aykırılık, uyuşmazlık.
ikrar: Saklamayıp doğruca söyleme, açıkça söyleme.
Benimseme, onama, kabul, tasdik.
iktisadî: Ekonomi ile ilgili.
ilham: Allah’ın ve peygamberlerin yüreğine doldurduğu ilahî
âleme özgü duygu ve düşünceler.
inanç: Bir düşünceye gönülden bağlı bulunma. Allah’a, bir dine
inanma, iman, itikat.
indeks: Bir belgenin ya da bir kitabın içindeki bilgilerin
bulundukları yerlere yollama yapan ya da bunun için anahtar
niteliği taşıyan göstergeler listesi. Dizin.
infak: Nafaka verip bir kimsenin geçimini sağlama.
inkâr: Yaptığını, söylediğini, tanık olduğunu saklama, gizleme,
yadsıma.
inziva: Dış dünyayla bütün bağlarını keserek Allah’la
birleşebilmek için insanın kendi içine kapanması. Toplum
hayatından kaçıp tek başına yaşama.
irşat: Doğru yolu gösterme, uyarma.
israf:Gereksiz yere para, zaman, emek vb.harcama, savurganlık,
tutumsuzluk. Eşyayı çarçur etme.
İsrailiyat: Kitab-ı Mukaddes kaynaklı kıssalar, yorumlar.
itikat: İnanma, inan, inanç.
izzet: Büyüklük, yücelik, ululuk.

K

Kâbe: Mekke’de bulunan, Müslümanlarca ziyaret ve tavaf
edilen kutsal yer.
kadı: Mahkemelerin başkanı, hakim, yargıç.
kâinat: Evren.
kavim: Aralarında töre, dil ve kültür ortaklığı bulunan, boy ve
soy bakımından da birbirine bağlı insan topluluğu, budun.
kefaret: Bir günahı Tanrı’ya bağışlatmak umuduyla verilen
sadaka veya tutulan oruç.
kelam: Söz. Söyleyiş biçimi, söyleme. Tanrı’nın varlığını ve İslam
dininin doğruluğunu konu edinen bilim.
kevnî: İnsan veya kainatın yaratılışıyla ilgili olan.
kıraat: Okuma. Kur’an’ı belli kural ve işaretlere göre okuma.
kıskançlık: Bir kimse bir üstünlük gösterdiğinde veya sevilen
birisinin, başkası ile ilgilendiği kanısına varıldığında takınılan
olumsuz tutum.
kıssa: Ders alınması gereken kısa hikâye.
kıyamet: Dünyanın sonu ve bütün ölülerin dirilerek mahşerde
toplanacağı zaman, kıyamet günü, mahşer günü.
kibir: Kendini beğenme, başkalarından üstün tutma,
büyüklenme, benlik.
kinaye: Üstü kapalı, sitemli, dokunaklı söz.
kitabet: Yazmanlık, kâtiplik. Kompozisyon, tahrir.
Kitab-ı Mukaddes: Kitâb-ı mukaddes, Hıristiyanların mukaddes
bilip inandıkları Ahd-i Atîk ve Ahd-i Cedîd kısımlarından
meydana gelen kitap. Ahd-i Atîk, Tevrat’ın tahrif edilmiş şeklidir,
Ahd-i Cedîd ise İncil’in tahrif edilmiş şeklidir.
kozmoloji: Evren bilimi.
kozmik: Evrenle ve onun genel düzeniyle ilgili.
kronoloji: Zaman bilimi. Zaman dizini.
kul hakkı: İnsanların birbirlerine geçen emekleri, hakları.
kutsal: Güçlü bir dinî saygı uyandıran veya uyandırması
gereken, kutsi, mukaddes. Tapınılacak veya yolunda can
verilecek derecede sevilen. Allah ve peygamberin önem
verdiği, dinî değeri olan şey.
külfet: Zahmet, sıkıntı, zorluk, zorlu iş.
külliye: Bir caminin çevresinde cami ile birlikte kurulmuş
medrese, imaret, sebil, kitaplık, hastane vb. yapıların bütünü.
kültür: Tarihsel, toplumsal gelişme süreci içinde yaratılan
bütün maddi ve manevi değerler ile bunları yaratmada, sonraki
nesillere iletmede kullanılan, insanın doğal ve toplumsal
çevresine egemenliğinin ölçüsünü gösteren araçların bütünü,
hars, ekin.

L

lafız: Söz, kelime.
lehçe: Bir dilin tarihsel, bölgesel, siyasal sebeplerden dolayı
ses, yapı ve söz dizimi özellikleriyle ayrılan kolu, diyalekt.
lütuf: Önem verilen, sayılan birinden gelen iyilik, yardım, ihsan,
inayet, atıfet.
lügat: Sözlük.

M

mahrem: Yakın akrabadan olduğu için nikâh düşmeyen kimse.
Başkalarına söylenmeyen, gizli.
mahşer: Kıyamet günü dirilenlerin toplanacakları yer. Büyük
kalabalık.
mahya: Ramazan gecelerinde, camilerde iki minare arasına
gerilen ipler üzerine kandil veya elektrik ampulleriyle yazılan
yazı veya yapılan resim.
materyal: Gereç. Yazılı, sözlü, görüntülü, kaydedilmiş her türlü
belge.
meal: 1. Anlam, kavram, mefhum. 2. Kur’an ayetlerinin tam
karşılıkları başka dillere aktarılamadığından, ayette anlatılmak
istenileni kelimesi kelimesine değil de biraz eksiği ile başka
bir dile çevirme, yakın anlamlar verme. “Meal” kelimesi
Kur’an-ı Kerim’in aynen tercümesine imkân olmadığı için
kullanılmaktadır
mecaz: Bir ilgi veya benzetme sonucu gerçek anlamından
başka anlamda kullanılan söz. Bir kelimeyi veya kavramı kabul
edilenin dışında başka anlamlara gelecek biçimde kullanma, metafor.
medeniyet: Uygarlık.
medrese: İslam ülkelerinde, genellikle İslam dini kurallarına
uygun bilimlerin okutulduğu yer. Fakülte.
melek: Allah ile insan arasında aracılık yapan manevi varlık.
Erkeklik ve dişilikleri olamayan, doğmayan ve doğurmayan,
Allah’ın izniyle çeşitli şekillere girebilen, gözle görülmeyen,
Allah’a tam itaat eden varlık, elçi.
merhamet: Bir kimsenin, veya bir başka canlının karşılaştığı
kötü durumdan duyulan üzüntü, acıma.
mescit: Genellikle minaresiz, küçük cami.
mesel: Belirli bir kaynaktan çıkmış olmakla birlikte zamanla
yaygınlaşarak halka mal olan anonim özdeyiş, atasözü.
metafizik: Fizik ötesi.
mevali: Emevi ve Abbasi dönemlerinde Arap olmayan
Müslümanlara verilen ad.
mezhep: Bir dinin görüş, yorum ve anlayış ayrılıkları sebebiyle
ortaya çıkan kollarından her biri.
mihrap: Cami, mescit vb. yerlerde Kâbe yönünü gösteren,
duvarda bulunan ve imama ayrılmış olan oyuk veya girintili yer.
minber: Camilerde hutbe okunan merdivenli, yüksekçe yer.
miras: Birine, ölen bir yakınından kalan mal mülk, para veya
servet. Bir neslin kendinden sonra gelen nesle bıraktığı şey.
mucize: Peygamberlerin kendilerine inanmayan insanlara
peygamberliklerini ispat etmek amacıyla Allah’ın iznine bağlı
olarak gösterdikleri olağanüstü olaylar, hâller. İnsanları hayran
bırakan, tabiatüstü sayılan olay.
mufassal: Ayrıntılı.
muhatap: Kendisine söz söylenilen kimse, kendisiyle konuşulan
kimse.
mukabele: Toplu yerlerde yüksek sesle hatim okunurken
Kur’an okumasını bilenlerin gözleriyle Kur’an’ı takip etmesi,
bilmeyenlerin dinlemesi.
mukaddime: Ön söz, başlangıç.
mushaf: Aslında türlü sayfalardan oluşan kitap anlamı taşıyan,
sonradan Kur’an anlamına kullanılan bir terim.
musibet: Ansızın gelen felaket, sıkıntı veren şey.
mutasavvıf: Tasavvuf inançlarını benimseyerek kendini Allah’a
adamış kimse, sofi.
mutmain: İnanmış, gönlü kanmış, emin olan.
müttaki: Allah korkusuyla günahlardan korunan, takva üzere
yaşayan insan.
muttasıl: Bitişik, yan yana olan. Aralık vermeden, aralıksız,
durmadan, biteviye.
mübelliğ: Tebliğ eden.
müfessir: Kur’an-ı Kerim’i insanların anlayabileceği şekilde
Kur’an ilimlerinden yararlanarak yorumlayan din bilgini.
mülkiye mektebi: Siyasal Bilgiler Fakültesi.
münafık: Dinî kurallara inanmadığı hâlde inanmış gibi görünen.
münderecât: İçindekiler.
münezzeh: Temiz, arı.
müphem: Açık ve belirgin olmaksızın.
müslüman: 1. özel, isim, din. İslam dininden olan kimse,
Muhammedî, Müslim, Müselman, mümin
2. özel İslam dininin kurallarını yerine getiren kimse
3. özel Doğru, haktan ayrılmaz kimse
müspet bilimler: Fizik, kimya, matematik gibi bilimler. Fen
bilimleri.
müstesna: Bir bütünün veya kuralın dışında olan, kural dışı, şaz.
Benzerlerinden üstün olan, benzerleri az bulunan.
müşrik: Allah’a ortak koşan kimse.
mütevazı: Alçak gönüllü. Gösterişsiz, iddiasız.

N

nahiv: Arapçada söz dizimi, sentaks.
nass: Kur’an-ı Kerim ve hadislerde bir konu hakkındaki açık
hüküm ve bunu gösteren sözler.
nebi: 1. Elçi, peygamber, resul, yalavaç.2. Allah’ın kendisine
vahyettiği şeyleri öğrenip olduğu gibi insanlara aktaran, onları
vahye inanmaya ve itaat etmeye çağıran peygamber.
nesil: Aynı çağda yaşayan ve hemen hemen aynı yaşta bulunan
kimselerin tümü, kuşak.
nüsha: Bir yapıtın, bir yazının basılmış ya da yazılmışlarından
her biri.

Ö

örf: Yasalarla belirlenmemiş olan, halkın kendiliğinden uyduğu
gelenek, âdet.
özdeyiş: Bir düşünceyi, bir duyguyu, bir ilkeyi kısa ve kesin bir
biçimde anlatan, genellikle kim tarafından söylendiği bilinen
özlü söz, vecize, kelamıkibar.

P

panayır: Belli zamanlarda ve genellikle küçük yerleşim
birimlerinde kurulan, sergi niteliğini de taşıyan büyük pazar.
peyderpey: Azar azar, bölüm bölüm, yavaş yavaş.
peygamber: İnsanlara Allah’ın buyruklarını bildiren, onları dine
çağıran kimse, elçi, resul.
put: 1. Bazı ilkel toplumlarda doğaüstü güç ve etkisi olduğuna
inanılan canlı veya cansız nesne, tapıncak, sanem, fetiş.
2. Kendisine tapılmak, ibadet edilmek üzere taş, ağaç, maden,
toprak vb. şeylerden yapılmış olan heykel, resim ve oymalar.

R

Rahîm: Koruyan, acıyan, merhamet eden Allah.
Rahman: Herkese, her canlıya merhamet eden Allah.
rahmet: Birinin suçunu bağışlama, merhamet etme. Halk
ağzında yağmur.
ramazan: Oruç tutulan ay. Ay takviminin dokuzuncu ayı, üç
ayların sonuncusu.
resul: İnsanlara Allah’ın buyruklarını bildiren, onları dine çağıran kimse, elçi, peygamber.
re’y: Düşünce, görüş, fikir.
riayet: Uyma, boyun eğme.
rivayet: Bir olay, bir haber veya sözü nakletme.
riya: İkiyüzlülük, gösteriş.

S

sabiîlik: Güneşi tanrının sembolü ve kendisi olarak düşünen bir
inanış biçimi.
sahâbî: 1. Arkadaş, dost, veli. 2. Hz. Peygamber zamanında
yaşamış, Müslüman olarak Peygamberi çok kısa bir süre olsa da
görmüş, onun sohbetinde bulunmuş ve yine Müslüman olarak
ölmüş kimse. Çoğulu ashâb, sahabe.
salavat: Hz. Muhammed’e saygı bildirmek için okunan dua.
sarf: Dil bilgisi, yapı bilgisi.
sarih: Açık, net.
sebil: Kutsal günlerde karşılık beklemeden hayır için dağıtılan
içme suyu. Genellikle camilere bitişik özel bir biçimde yapılmış,
karşılık beklemeden hayır için içme suyu dağıtılan taş yapı,
sebilhane. Halk ağzında meyan kökü şerbetini bir hayır için
dağıtma.
sentez: Yalından karmaşık olana, külliden cüziye, zorunludan
olasıya, ilkeden onun uygulanmasına, genel yasadan bireysel
duruma, nedenden etkiye, öncülden varılan sonuca giden
düşünme biçimi, bireşim.
sevap: Hayırlı bir davranış karşısında Allah tarafından
verileceğine inanılan ödül.
sistematik: Belli bir sistem üzerine kurulu, yönteme dayalı.
sosyoloji: Toplum bilimi.
suizan: Kötü san, kuşku, ön yargı. Bir kişi hakkında bilmeden,
onu tanımadan, sormadan peşin yargı sahibi olmak.
suhuf: Dört büyük kitap dışında bazı peygamberlere gönderilen
ilahi bildirim.
sûr: İsrafil’in kıyamet kopmadan önce ve yeniden dirilişi
bildirmek üzere üflediği niteliğini bilmediğimiz alet.
sure: Kur’an’ın yüz on dört bölümünden her biri.
sünnet: Hz. Muhammed’in Müslümanlarca uyulması gerekli
sayılan davranışları ve herhangi bir konuda söylemiş olduğu
söz.

Ş

şadırvan: Genellikle cami avlularında bulunan, çevresindeki
musluklardan ve ortasındaki fıskiyeden su akan, üzeri kubbeli
veya açık havuz.
şahit: Tanık.
şehit: Allah yolunda veya Allah’ın kutsal kabul ettiği din, vatan,
namus, mal ve can güvenliği için cihat ederken öldürülen
mümin.
şerh: Açma, ayırma. Bir anlatım veya kitabı açıklama,
yorumlama. Bir şeyi açıklamak amacıyla yazılmış kitap. Açık ve
ayrıntılı anlatma.
şirk: 1. Denklik, ortaklık, ortak olma, eş koşma. 2. Allah’a
inanmakla birlikte başka varlıkları da tanrı kabul etme.
3. Zatında, sıfatlarında, fiillerinde, yaratma ve emretme
konularında Allah’a başka bir varlığı denk görme.

T

taassup: Bağnazlık.
tabiin: Sahabeleri görmüş olan Müslümanlara verilen isim.
tahrif: Bir şeyin aslını bozma, kalem oynatma, değiştirme.
takva: Allah’tan korkma. Dinin yasak ettiği şeylerden sakınıp
buyurduklarını yerine getirme, züht.
tan yeri: Güneşin doğmak üzere olduğu sırada, ufukta hafifçe
aydınlanan yer.
tarikat: Aynı dinin içinde birtakım yorum ve uygulama
farklılıklarına dayanan, bazı ilkelerde birbirinden ayrılan, Allah’a
ulaşma ve onu tanıma yollarından her biri.
tasavvuf: İslam dininde varlık birliğini, kamu tanrıcılığı temel
düşünce olarak alan, felsefeye bağlı, gizemci bir özel inanış ve
anlayış.
tashih: Düzeltme, düzeltim, düzelti.
tasnif: Bölümleme, sınıflama.
tavaf: İslam dininde hac sırasında Kâbe’nin çevresini yedi kez
dönme.
tebeu’t tabiin: İslam dininde tabiini görmüş Müslümanlar.
tebliğ: İnsanları dine davet etme. Bildirme, haber verme.
tecvit: Kur’an’ın doğru okunmasını sağlayan bilim. Kelimelerin
söylenişinde, seslerin çıkışlarına, uzunluk ve kısalıklarına göre
okunması.
tefekkür: Düşünme, düşünüş.
tedvin: Derleme, toplama.
tefecilik: Hizmet ve emek karşılığı olmaksızın paranın
kullanılmasına karşılık olarak elde edilen ve dinen helal olmayan
kazanç.
telkin: Bir duyguyu, bir düşünceyi aşılama.
teori: Bir olay, bir yapı ya da düzenin nedenlerini açıklamak
isteyen genel düşünce, görüş; kuram.
tenkit: Eleştiri.
terkip: Birleşim, birleştirme, bir araya getirme.
tertip: Uygun bir sıraya, düzene koyma, sıralama.
tesadüf: Yalnız ihtimallere bağlı olduğu düşünülen olayların
kesin olmayan, değişebilen sebebi. Rastlantı, rast geliş.
teşbih: Benzetme.
tevazu: Alçak gönüllülük.
tevekkül: Herhangi bir işte elinden geleni yapıp daha sonrasını
Allah’a bırakma.
tevhit: Allah’ın birliğine inanma, bir sayma, bir olarak bakma.
tevil: Yorum, açıklama.
tezhip: Yazma kitaplarda, sayfaların yaldız ve boya ile
bezenmesi, yaldızlama. Süsleme, bezeme.
tilavet: Kur’an’ı güzel ve yüksek sesle, usulünce okuma.
tövbe: İşlediği bir günah veya suçtan pişman olarak bir daha
yapmamaya karar verme.

U-Ü

Urvetü’l-Vüskâ: Sağlam ip, kulp.
usul: Bir amaca erişmek için izlenen düzenli yol, tutulan yol,
yöntem, tarz.
ümmet: Din ve inanç birliği temelinde bir araya gelen ve aynı
peygambere bağlanan insanlar topluluğu, bir din üzerinde
birleşen millet.
üslup: Anlatma, oluş, deyiş veya yapış biçimi, tarz.

V

vaaz: Cami, mescit vb. yerlerde vaizlerin yaptığı, genellikle öğüt
niteliği taşıyan dinî konuşma. Bir kimseye kalbini yumuşatacak,
kendisini doğruluğa, iyiliğe götürecek biçimde söz söyleme.
vacip: İslam dinine göre yapılması gerekli olan.
vaftiz: Hristiyanlıkta yeni doğan çocuğa ilk günahı silmek ve
onu Hristiyanlaştırmak amacıyla yapılan kutsal işlem.
vahiy: Allah tarafından Hz. Muhammed’e bildirilen ve Kur’an-ı
Kerim’de bir araya getirilen ilahi bilgiler, ayetler.
vahiy kâtibi: Allah tarafından gönderilen buyrukları yazan
kimse. Peygamber Efendimize gelen vahiyleri, onun emri ile
yazan sahabelere verilen isim.
vasiyet: Bir kimsenin ölümünden sonra yapılmasını istediği şey.

Y

yörünge: Bir gök cisminin hareketi süresince izlediği yol.
Hareketli bir noktanın izlediği veya çizdiği yol, mahrek.

Z

zahit: Şeytanın hile ve tuzaklarına, aşırı istek ve tutkulara karşı
durabilen, dünya nimetlerine gereğinden fazla bağlanmayıp
kendini Allah’a vermeye gayret eden; bu sayede ahlaken ve
ruhen gelişen kimse.
zahir: Açık, belli.
zekât: 1. Temizlenme, temizleme, arınma. 2. Çoğalma,
bereketlenme, gelişme, büyüme. 3. Dinen zengin olan
Müslümanların dinî bir görev olarak her yıl mallarının ve
paralarının yüzde iki buçuğunu ibadet niyetiyle, fakirler başta
olmak üzere Kur’an-ı Kerim’in belirlemiş olduğu yerlere
vermeleri.
zikir: Anma, söyleme, sözünü etme. Bir tarikata bağlı olanların
Allah’ın adını art arda söylemesi.
zirâ: Eskiden kullanılan ve günümüzde altmış dört cm’ye denk
gelen bir çeşit uzunluk ölçüsü birimi.
zooloji: Hayvan bilimi.
zulüm: Güçlü bir insanın yasaya veya vicdana aykırı olarak
başkasını uğrattığı kötü durum, kaygı, acımasızlık, haksızlık,
cefa.
züht: Allah’ı anmaktan alıkoyacak şeylerden yüz çevirme,
dünyaya ve dünyalıklara bağlanmama.

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

DHBT Sınavına Kalan Vakit
23 Aralık 2018 Pazar

Üye OlŞifremi Unuttum