Hadis Sözlüğü

SÖZLÜK

A

adalet: Davranış ve hükümde doğru olmak, hakkı gözetmek.
ahiret: Dünya hayatından sonra başlayıp ebediyen devam edecek olan ikinci hayat.
akaid: İslam dininde inanılması gereken esasların bütünü ve bunları konu edinen ilmin adı.
amel: Dünya ve ahirette ceza veya mükâfat konusu olan her türlü iş ve davranış.
amel-i salih: İslam’ın ilkeleri ile uyuşan, Allah’a itaat nitelikli davranışlar, hasenât.
ashab: Sahabi kelimesinin çoğulu. Hz. Peygamberin sohbetinde bulunan Müslümanlar.
atıf: İlişkili bulma, gönderme, yöneltme, kaynak gösterme.
ayet: Kur’an-ı Kerim surelerinin belirli bölümlerinden her biri; Allah’ın varlığına, peygamberlerin doğruluğuna işaret eden delil ve mucize.
ayin: Hemen hemen her dinî toplulukta tapınma niyetiyle belirli usuller çerçevesinde yapılan dinî törenler.

B

bab: Hadis kitaplarında bölümlerin alt başlıkları, konu başlığı.
bağlam: Herhangi bir olguda olaylar, durumlar, ilişkiler örgüsü veya bağlantısı, kontekst.
belagat: Sözün açık, seçik, anlaşılır, yerine ve zamanına uygun olması; edebiyat kaideleri ve sanatları ile ilgili ilim dalı.
besmele: Allah’ın adını anmak; Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla anlamında “Bismillahirrahmanirahim” demek.
bid’at: Asr-ı saâdet’ten sonra ortaya çıkan, şer‘î bir delile dayanmayan inanç, ibadet, fikir ve davranışlar.
biyografi: Özgeçmiş

C

cebrail: İlâhî emirleri meleklere ve peygamberlere ulaştıran vahiy meleği.
cehennem: İnkarcıların ve günahkarların ahirette cezalandırılacakları yer.
cennet: Mü’minlerin ölümden veya kıyametin kopmasından sonra sonsuz mutluluk içinde yaşayacakları yer.
cüz: Kur’an-ı Kerim’in yirmi sayfadan oluşan otuz bölümünden her biri; bir kişinin rivâyet ettiği hadisleri veya bir konuya dair rivâyetleri toplayan telif türü.

D

dil bilimi: Dillerin yapısını, gelişmesini, dünyada yayılmasını ve aralarındaki ilişkileri ses, biçim, anlam ve cümle bilgisi bakımından genel veya karşılaştırmalı olarak inceleyen bilim, lisaniyat, lengüistik, filoloji.
din: Allah tarafından belirlenen ve insanları O’na ulaştıran yol.
dua: Kulun bütün benliğiyle yüce yaratana yönelerek ondan istek ve dilekte bulunması.

E

bbedî: Sonsuz, ölümsüz.
edebî: Edebiyatla ilgili, edebiyata ilişkin.
ehl-i kitap: Kitap sahipleri, kitabi. Kur’an-ı Kerim’de genelde Yahudî ve Hristiyanlar için kullanılır.

ekol: Bir bilim ve sanat kolunda ayrı nitelik ve özellikleri bulunan yöntem veya akım, mezhep.
elçi: Bir uzlaşma sağlamak veya iş bitirmek için birinin yanına gönderilen kimse; peygamber.
enbiya: Nebi kelimesinin çoğulu, peygamberler.
esbâb-ı nüzul: Tefsir ilminin ayet veya surelerin iniş sebeplerini araştıran dalı.
etimoloji: Köken bilimi, bir dildeki sözcüklerin kökenlerini ve bunun bir gereği olarak o dilin diğer dillerle ve o dili konuşan toplulukların geçmişten bugüne diğer topluluklarla olan kültürel ilişkilerini araştıran bilim dalı.
ezelî: Başlangıçsız, zihnen başlangıcı düşünülemeyen, varlığın geçmişte sonsuzca devam etmesi.

F

farz: Dinen yapılması kesinlikle istenen fiil.
fesahat: Sözün kusursuz ve açık olması.
fezâil: Fazilet kelimesinin çoğulu, bir şeyi veya bir kimseyi üstün kılan özellikler; amellerin, vakitlerin, şahısların, şehir, ülke ve milletlerin üstünlükleri.
fıkıh: İslam ibadet ve hukuk ilmi.
fıtrat: İnsanın doğuştan sahip olduğu bütün özellikler; İslam, Müslümanlık.
fihrist: İçindekiler, katalog.
fitre: Ramazan ayının sonunda gücü yeten Müslümanın ödemekle yükümlü olduğu sadaka.

G

gayb: Akıl ve duyular yoluyla hakkında bilgi edinilemeyen varlık alanı.
gelenek: Toplumda genel kabul gören, sürekli veya baskın tatbikatı bulunan sosyal davranış biçimleri, örf.
gıpta: Başkalarının sahip olduğu imkanları kıskanmadan aynı şeyleri elde etme arzusu.
gıybet: Bir kimsenin aleyhindeki incitici, küçültücü söz ve davranışlar.
göçebe: Değişik şartlara bağlı olarak belli bir yöre içinde çadır, hayvan ve öteki araçlarla yer değiştiren, yerleşik olmayan kimse veya topluluk.
günah: İlâhî emir ve yasaklara aykırı fiil ve davranışlar.

H

hac: Kutsal kabul edilen mekanları dinî maksatla ziyaret etme, İslam’ın beş şartından biri.
hadis: Hz. Peygamberin sözleri, fiilleri ve onaylarının anlatıldığı metinler.
hafız: Kur’an-ı Kerim’in tamamını ezberleyen kimse; Hadis nakil ve rivâyetini meslek edinip çok miktarda hadisi ezbere bilen kimse.
haham: Yahudi dinî teşkilâtında bir unvan.
halife: Hak ve adaleti gerçekleştirmek, yararlı ve iyi işler yapmak üzere ağır bir sorumluluk yüklenen kişi; İslam tarihinde Müslümanların devlet başkanı.
haram: Yapılması din tarafından yasaklanan fiil.
hayâ: Kınanma endişesiyle kurallara aykırı davranmaktan kaçınma ve bunu sağlayan duygu.
helal: Yapılması dinen serbest bırakılan fiil.
hicret: Dinî sebeplerle bir yerden diğer bir yere göçme ve özellikle Hz. Peygamberin Mekke’den Medine’ye göç etmesi olayı.
hidayet: Dünya ve ahiret mutluluğunu sağlayacak yolu gösterme.
hile: Birini aldatmak, yanıltmak için yapılan düzen, dolap.
hitabet: Etkili ve güzel konuşma sanatı.
hurafe: Mantıkî temeli olmayan telakki ve uygulamalar, din adına ileri sürülüp benimsenen bâtıl inanç ve davranışlar.
huşû: Allah’a duyulan saygının gereği olarak başta namaz olmak üzere ibadetlerin edası sırasında sükûnet ve tevazu içinde bulunma.
hutbe: Cuma ve bayram namazları başta olmak üzere bazı ibadet ve merasimlerin icrası esnasında topluluğa hitaben yapılan konuşma.

I-İ

ıslah: İslamî değerleri, inanç ve yaşama biçimini yeniden diriltmeyi amaçlayan düşünce ve faaliyetler.
ibadet: Kulun Allah’a karşı sevgi, saygı ve bağlılığını gösteren duygu, düşünce ve davranış biçimleri.
İbranice: Yahudilerin ve Yahudi kutsal kitabının dili.
icaz: Az sözle çok şey ifade etme.
icma: İslam alimlerinin dinî bir meselenin hükmü üzerinde fikir birliği etmeleri, İslam fıkhının Kur’an ve Sünnet’ten sonra üçüncü kaynağı.
ictihad: Ayet ve hadislerin lafız ve manasından hareketle, ayet ya da hadis bulunmayan, bulunmadığında da çeşitli metotlar kullanılarak bilgiye ulaşma çabası.
iffet: İnsanın bedenî ve maddî hazlara aşırı düşkünlükten korunmasını sağlayan erdem.
iftira: Bir kimseye işlemediği bir suçu yükleme, kara çalma.
ihram: Hac veya umre yapan kimseye normal durumlarda helâl olan bazı davranışların haram kılınması; hac ve umre süresince giyilen beyaz renkli dikişsiz dokuma.
ihsan: İyilik ve lütufta bulunmak, bir işi en güzel şekilde yapmak, Allah’a ihlâsla kulluk etmek.
ihtilaf: Bir meselede ayrı ayrı görüşlerin ortaya çıkması.
ihya: Yeniden canlandırma, diriltme; çok iyi duruma getirme, geliştirme, güçlendirme.
ikaz: Uyarma, uyarı, dikkat çekme, ihtar, tembih.
ikrar: Benimseme, onaylama.
iktisadî: Ekonomik.
ilham: Feyiz yoluyla insanın kalbine ulaştırılan bilgi; esin.
iman: İnanmak, din adına tebliğ ettiği konularda peygamberi doğrulamak; inanç.
inanç: Gönülden bağlı bulunma, güven ve inanma duygusu.
infak: Allah’ın hoşnutluğunu kazanma niyetiyle harcamada bulunma.
inkâr: Kabul etmeme, tanımama; din adına tebliğ ettiği konularda peygamberi onaylamamak; küfür.
irşad: Doğru yolu gösterme.
isnad: Bir hadisi veya bir sözü ilk söyleyene nisbet etmek için senedinde yer alan râvilerin adlarını zikretme.
isrâiliyat: Yahudilik ve Hıristiyanlık’tan İslam kaynaklarına geçtiği kabul edilen bilgiler.
istikrar: Aynı kararda, biçimde sürme, kararlılık.
istişâre: İnsanların bir konuda görüş alışverişinde bulunması, şura.
itikaf: İbadet niyetiyle camide kalmak.
ittifak: Görüş birliği, anlaşma.
izzet: Büyüklük, yücelik, ululuk.

K

Kâbe: Yeryüzünde yapılan ilk mâbed, Müslümanların kıblesi.
kavim: Topluluk, halk, ırk.
kefaret: Dinin belirli yasaklarının ihlâli durumunda yapılması istenen malî veya bedenî ibadet
kelam: Allah’ın konuşma yetkinliğine sahip bir varlık olduğunu bildiren sıfat; İslam dininin inanç esaslarını konu edinen ilim dalı.
kıraat: Kur’an-ı Kerim’in okunuşu ile ilgili ilim dalı; Hadis alma (tahammül) yollarından biri. Bu metotla hadis almak isteyen öğrenci hocasına onun rivâyetlerini okumak suretiyle kontrol ettirip rivâyet hakkını elde eder.
kıyamet: Dünyanın bağlı olduğu kozmik sistemde meydana gelecek değişimin ardından ölülerin diriltilmesiyle başlayıp ebediyen devam edecek olan alem.
kibir: Kişinin kendini üstün görmesi ve bu duyguyla başkalarını aşağılayıcı davranışlarda bulunması.
kinaye: Düşünüleni dolaylı olarak anlatan söz; bir sözü gerçek anlamının dışında kullanma sanatı.
kronoloji: Zaman bilimi, zaman dizini.
kudret: Dilediğini eksiği ve fazlası olmaksızın hikmet çerçevesinde yapmak anlamında Allah’a nispet edilen sübûtî sıfatlardan biri.
kul hakkı: İnsanların canları, bedenleri, ırz ve namusları, mânevî şahsiyetleri, makam ve mevkileri, dinî inanç ve yaşayışları gibi konulardaki kişilik haklarıyla mallarına ve aile fertlerine ilişkin haklar.
kutsal: Güçlü bir dinî saygı uyandıran veya uyandırması gereken, kutsi, mukaddes.
külfet: Sıkıntı, zorluk.
külliye: Bir caminin çevresinde cami ile birlikte kurulmuş medrese, imaret, sebil, kitaplık, hastane vb. yapıların bütünü.
Kültür: Tarihsel, toplumsal gelişme süreci içinde oluşan bütün maddi ve manevi değerler.

L

lehçe: Bir dilin tarihsel, bölgesel, siyasal sebeplerden dolayı ses, yapı ve söz dizimi özellikleriyle ayrılan kolu
lütuf: Önem verilen, sayılan birinden gelen iyilik, yardım, ihsan, inayet, atıfet

M

mahrem: Yakın akrabadan olduğu için nikâh düşmeyen kimse; başkalarına söylenmeyen, gizli.
mahşer: Kıyamet gününde diriltilecek olan mükelleflerin hesaba çekilmek üzere bir araya toplanacakları yer.
materyal: Gereç; yazılı, sözlü, görüntülü, kaydedilmiş her türlü belge.
meâl: Kur’an-ı Kerim’in anlamı, mefhumu.
mecaz: Bir kelimeyi veya kavramı kabul edilenin dışında başka anlamlara gelecek biçimde kullanma, metafor.
medeniyet: Uygarlık.
menakıb: Menkıbe kelimesinin çoğulu, din büyüklerinin veya tarihe geçmiş ünlü kimselerin yaşamları ve olağanüstü davranışlarıyla ilgili hikâyeler.
mescid: Minaresiz küçük cami.
meşru: Yasal, caiz.
miras: Birine, ölen bir yakınından kalan mal mülk, para veya servet.
muallak: Senedinin müellif tarafındaki kısmından bir veya daha çok râvisi zikredilmeyen hadis.
mucize: Peygamber olduğunu ileri süren kimsenin elinde doğruluğunu kanıtlamak için Allah tarafından yaratılan harikulade olay.
muhatap: Kendisine söz söylenilen kimse, kendisiyle konuşulan kimse.
muhtelif: Çeşit çeşit, çeşitli; zıt, birbirini tutmayan.
mukaddime: Önsöz.
mushaf: Kur’an-ı Kerim ayetlerinin iki kapak arasında toplanmasından oluşan kitap.
müellif: Yazar.
müfessir: Kur’an-ı Kerim’i yorumlayan kimse.
münafık: Küfrünü gizleyerek kendini mü’min gösteren veya imanla küfür arasında bocalayan kimse.
münezzeh: Temiz, uzak.
mürsel: İsnadında, sahabi olan râvisi veya diğer râvilerinden biri zikredilmeyen hadis.
müsned: Hadislerin sahabi adlarına göre tasnif edildiği kitap türü.
müspet ilimler: Pozitif bilimler, deney sonuçlarına dayanan, somut varlık alanı ile ilgili bilimler.
müstakil: Başka bir yapı ile bağlantısı olmayan, bağımsız.
müstedrek: Bir müellifin, şartlarına uyduğu halde kitabına almadığı hadislerin derlendiği eser.
müstesna: Bir bütünün veya kuralın dışında olan, kural dışı.
müşrik: Allah’ın zâtında, sıfatlarında, fiillerinde veya O’na ibadet edilmesinde ortağı, dengi yahut benzerinin bulunduğuna inanan kişi.

N

nass: Kitap ve sünnetin ifadeleri, Allah’ın ve peygamberin sözü.
Nebi: Allah’tan vahiy yoluyla aldığı bilgileri ve emirleri tebliğ etmek, muhataplarını hak dine çağırmakla görevlendirilen yüksek vasıflı kimse, peygamber.
nesil: Kuşak, yaklaşık olarak aynı yıllarda doğmuş, aynı çağın şartlarını, dolayısıyla birbirine benzer sıkıntıları, kaderleri paylaşmış, benzer ödevlerle yükümlü olmuş kişiler.
nida: Çağırma, bağırma, seslenme.
nihâî: İşi sona erdiren, işi kesen, son, sonuncu.
nüsha: Birbirinin tıpkısı olan yazılı şeylerin her biri.

O-Ö

öğreti: Bilimde, felsefede bir görüşü bir sistem içinde belli bir anlayışa, düşünceye dayalı olarak oluşturan ilke ve dogmalar bütünü, doktrin.
örf: Yasalarla belirlenmeyen, halkın kendiliğinden uyduğu gelenek.
özdeyiş: Bir düşünceyi, bir duyguyu, bir ilkeyi kısa ve kesin bir biçimde anlatan, genellikle kim tarafından söylendiği bilinen özlü söz.

P

Peygamber: Allah’tan vahiy yoluyla aldığı bilgileri ve emirleri tebliğ etmek, muhataplarını hak dine çağırmakla görevlendirilen yüksek vasıflı kimse.
psikoloji: İnsan davranışını ve aklını inceleyen bilim dalı.
put: Bilinçli ve canlı olduğuna inanılan suret veya heykel, tamamen veya kısmen bir dinî yapı içinde kurumlaşmış, ibadet konusu haline getirilmiş maddî obje, Allah’tan başka ilâh edinilen
nesne
putperest: Çok tanrılı dinlerde tanrısal varlıkları sembolize eden çeşitli figürlere tapınma.

R

rahmet: Şefkat gösterip lütufta bulunma, bağışlama, merhamet etme.
ramazan: Oruç tutmanın farz olduğu hicrî yılın dokuzuncu ayı.
rekat: Namazın kıyam, kıraat, rükû ve iki secdeden ibaret her bir bölümü
resul: Allah’ın buyruklarını ve öğütlerini muhataplara bildirmek üzere seçtiği elçi.
rivâyet: Hadisi senediyle nakletmek, söyleyene veya yapana isnat etmek.
riya: Allah için yapılması gereken amel ve ibadeti kullara gösteriş olsun diye yapma.

S

sahabe: Sahabi kelimesinin çoğulu: Hz. Peygamberin sohbetinde bulunan Müslümanlar.
sahabi: Hz. Peygamberin sohbetinde bulunan Müslüman.
sahi: Gerçekten, gerçek olarak.
salat: Namaz; Hz. Peygamberin mânevî şahsiyetini selâmlama anlamında bir tabir: salâtü selam.
sarf: Arapça gramerinin kelime yapısıyla ilgili dalı.
sentez: Düşüncenin ayrı öğelerini ya da ayrı düşünce veya ideolojileri mantıksal bir tarzda bir araya getirme işlemi.
sevap: Dinî açıdan makbul sayılan davranışların ahiretteki mükâfatı.
siyer: Hz. Peygamberin hayatını ve şahsiyetini, tebliğ faaliyetlerini, siyasî ve askerî mücadelelerini konu alan ilim dalı.
suhuf: Sahife kelimesinin çoğulu, Kutsal metinler ya da bir alimin bir araya getirilmiş yazıları, sahabe ve tâbiîn tarafından toplanan erken dönemhadis metinleri.
sure: Kur’an-ı Kerim’i oluşturan 114 bölümden her biri.
sünen: Ahkâm hadislerini toplayan eserlerin ortak adı.
sünnet: Hz. Peygamberin söz, fiil ve onaylarının ortak adı, şer‘î delillerin ikincisi; Farz yahut vâcip derecesinde olmaksızın yapılması dinen istenen fiil anlamında fıkıh usulü terimi.

Ş

şehit: Allah yolunda hayatını feda eden kimse.
şerh: Bir eserin daha geniş biçimde açıklanması amacıyla yazılmış kitaplar; bir hadisin veya bir hadis kaynağında yer alan rivâyetlerin kelime ve kavramlarını açıklamak, hadisten çıkan hükümlere yer vermek.
şirk: Allah’ın zâtında, sıfatlarında, fiillerinde veya O’na ibadet edilmesinde ortağı, dengi yahut benzerini bulunduğuna inanmak.

T

taassup: Benimsediği görüşü körü körüne savunma, bağnazlık.
tabiat: Doğa; huy, karakter.
tabiîn: Sahabeyi Müslüman olarak gören ve Müslüman olarak ölen ikinci nesil.
takrir: Sünnetin kısımlarından biri, Hz. Peygamberin onayları.
takva: Dinin emir ve tavsiyelerine uyma, haram ve günahlardan kaçınma hususunda gösterilen titizlik.
tasavvuf: İslam’ın zâhir ve bâtın hükümleri çerçevesinde yaşanan mânevî ve derunî hayat tarzı.
tashih: Düzeltme.
tasnif: Rivâyetleri konularına veya ravilerine göre sıralama.
tasvip: Onaylama
tebliğ: Peygamberlerin, getirdikleri ilahî mesajı insanlara aynen ulaştırmaları.
tedvin: Ezberlenen ve bir yere kaydedilen hadisleri yazarak bir araya getirme.
tefekkür: Bir şey hakkında iyice düşünmek, bir işin sonucunu hesaplamak.
tefsir: Kur’an-ı Kerim ayetlerini açıklama ve yorumlama; Kur’an ayetlerini yorumlama ilmi ve bu alandaki eserlerin ortak adı.
tnkit: Sıhhat değerini ortaya koymak amacıyla bir rivâyetin belirlenmiş ölçütlere göre incelenmesi.
tertip: Uygun bir sıraya, düzene koyma, sıralama.
teşbih: Benzetme.
tevazu: Kişinin başkalarını aşağılayıcı duygu ve davranışlardan kendini arındırması.

tevekkül: Bir kimsenin kendini Allah’a teslim etmesi, rızkında ve işlerinde Allah’ı kefil bilip sadece O’na güvenmesi.
tevhid: Allah’ın zâtında, sıfatlarında, mâbud oluşunda bir ve tek olduğunu zihin ve kalp yoluyla kabul etmek.
tevil: Ayet ve hadislerde yer alan bir lafza taşıdığı muhtemel mânalardan birini tercih edip yükleme.
tövbe: Günahtan dönüp Allah’a yönelme.

U-Ü

usul: Bilimde belli bir sonuca erişmek için, belli ilke ve kurallara göre izlenen yol, metot.
ümmet: Bir peygamberin tebliğ ettiği dine inanan veya o dine muhatap olanların meydana getirdiği topluluk.
üslûp: Duygu ve düşüncelerin anlatılması sırasında dil malzemesinin kullanılmasındaki özgünlük.

V

vaaz: Bir topluluğa dinî ve ahlakî konularda nasihat etmek, dinleyenlerin kalplerini iyiliğe ısındıracak sözler söylemek, uhrevî mükâfat ve azaba dair bilgiler vererek teşvik ve ikazda bulunmak.
vacip: Farzdan bir derece aşağıda olan teklifî hüküm.
vahiy: Allah’ın dilediği emir, hüküm ve bilgileri peygamberine bildirmesi.
vahiy kâtibi: Hz. Peygamberin kendisine nâzil olan ayetleri yazdırdığı sahabi.
vasiyet: Kişinin, malını ölüm sonrasına bağlayarak bir şahsa veya hayır cihetine bağışlaması; bir muhaddisin, vefatından önce veya uzun bir yolculuğa çıkarken rivâyet hakkı kendisinde bulunan bir metnin bir kişiye verilmesini istemesi.

Y

yalan: Doğruluğun karşıtı, bir konuda gerçeğe aykırı haber veya bilgi vermek.
yetki: Bir görevi, bir işi yasaların verdiği imkanlara göre, belli şartlarla yürütmeyi sağlayan hak, salahiyet.

Z

zahir: Dış yüz, görünüş; varlık ve olayların görünen myüzü, nasların (ayet ve hadislerdeki ifadelerin) literal (gerçek) anlamı.
zahit: Hakk’ın dışındaki her şeyi terk eden, dünya malına, makama, mevkiye, şan ve şöhrete önem vermeyen; azla yetinen, çokça ibadet eden, ahiret için hayırlı işlere yönelen kişi.
zekât: Kur’an’da belirtilen sınıflara sarf edilmek üzere dinen zengin sayılan Müslümanların malından alınan belli pay, İslam’ın beş esasından biri.
zikir: Allah’ı anmak ve unutmamak suretiyle gafletten ve nisyandan kurtuluş.
zulüm: Belirlenmiş sınırları çiğneme, haktan bâtıla sapma, kendi hak alanının dışına çıkıp başkasını zarara sokma, rızasını almadan birinin mülkü üzerinde tasarrufta bulunma, zorbalık
zühd: Dünya malına, makama, mevkiye, şan ve şöhrete önem vermeme; azla yetinme, çokça ibadet etme, ahiret için hayırlı işlere yönelme.

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.