6. Ünite – Dinlerde İbadet ve İbadet Yerleri

6. ÜNİTE – DİNLERDE İBADET VE İBADET YERLERİ

1. Dinlerde İbadet

Din, akıl sahiplerini kendi iradeleriyle kurtuluşa sevk eden bir değerler bütünüdür. Din kavramı iman ve uygulamadan oluşan bir bütündür. İbadetler, dinin pratiğe yansıyan boyutudur. Bugün yeryüzünde yaşayan pek çok din bulunmaktadır. Bu dinlerdeki ibadetler, şekil bakımından farklı olsa da nitelik, amaç ve anlam bakımından birbirine yakındır.

Her dinin bir de ibadet boyutu vardır. Dolayısıyla din ve ibadet kavramları insanlık tarihi kadar eskidir. İbadet; tevazu göstermek itaat ve kulluk etmek anlamlarına gelir. Terim olarak ibadet ise kulun, “Allah’ın razı olacağı işleri yapması”dır. Diğer bir tarife göre “saygının en ileri derecesi” dir.

İslam’da Allah’ın rızasını kazanmak için yapılan her iyi ve doğru davranış ibadet sayılmıştır. Allah, insanın yaratılış amacının kulluk etmek olduğunu Kur’an-ı Kerim’de şöyle açıklamıştır: “Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.”2 Yahudilikte ibadet kelimesinin karşılığı avodahtır. Avodah Elohim, yani Rab Yahova’ya kulluk, Tevrat’ta şöyle emredilmiştir. “Allah’ınız Rabb’in ardınca yürüyeceksiniz, ondan korkacaksınız, onun emirlerini tutacaksınız ve ona kulluk edeceksiniz…”

Hristiyanlıkta ibadetler, sakramentler diye ifade edilir. Diğer dinlerin de ibadeti karşılayan kavramları vardır. Onlar da kendilerince yüce varlığa kulluk ederler ve saygılarını sunarlar.

1.1. Dua ve Namaz

Sözlükte “çağırmak, seslenmek, istemek ve yardım talep etmek” anlamlarına gelen dua, bütün dinlerde insanın bütün benliğiyle kutsala yönelerek maddi ve manevi isteklerini ona arz etmesidir. Dua, kul ile kutsal varlık arasında
bir diyalog anlamı taşır. Duada saygı ve istek bir aradadır. Dua sadece sıkıntılı anlarda değil, rahatlık durumunda da yapılan bir zikir ve ibadettir. Dualar, kabul edileceğine inanılarak gönülden, alçak sesle ya da gizlice yapılır. Günahtan pişmanlık ve tövbe etmek gibi sebepler yerine getirildikten sonra dua yapılmalıdır.

İslam’a göre dua, doğrudan Allah’a yapılır ve araya herhangi bir aracı konulmaz. Kur’an-ı Kerim’de bir ayette Allah’ın kullarına çok yakın olduğu şöyle belirtilmiştir: “Kullarım, beni senden sorarlarsa (bilsinler ki) gerçekten ben (onlara çok) yakınım. Bana dua edince dua edenin duasına cevap veririm (kabul ederim). O hâlde, doğru yolu bulmaları için benim davetime uysunlar, bana iman etsinler.” Hz. Peygamber ise, “Dua ibadetin özüdür” diyerek duanın önemine işaret etmiştir.

Yahudilikte sinagogda yapılan ibadetler duadan ibarettir. Hristiyanlıkta ise dua, İsa merkezli olmak üzere Tanrı (Peder) ve kutsal ruhu anmakla yapılır.

Namaz (salat), sözlükte, dua, istiğfar ve övgü anlamlarına gelir. Dinî bir kavram olarak namaz, İslam’ın beş esasından biridir.

Namazda, her türlü zikir ve tespih vardır. Beden, akıl ve kalp ile kılınan namaz insanı fenalıklardan korur. Kur’an, bu hususu şöyle ifade eder:

(Ey Muhammed!) Kitaptan sana vahyolunanı oku, namazı da dosdoğru kıl. Çünkü namaz, insanı hayâsızlıktan ve kötülükten alıkor. Allah’ı anmak (olan namaz) elbette en büyük ibadettir. Allah, yaptıklarınızı biliyor.

Kur’an-ı Kerim, Allah’ın diğer peygamberlere ve onların ümmetlerine namazı emrettiğini birçok ayette haber vermiştir. Hz. Âdem, Nuh, İdris, İbrahim, Lut, Lokman, Zekeriya, Yakup, İshak, Musa ve İsa peygamberlere namazın emredildiği ayetlerde açıkça ifade edilmiştir. Mesela Hz. Musa’ya Yüce Allah: “Şüphe yok ki ben Allah’ım. Benden başka hiçbir ilah yoktur. O hâlde bana ibadet et ve beni anmak için namaz kıl.” şeklinde buyurmuştur. Hz. İsa ise beşikteki mucizevi konuşmasında Allah’ın namazı kendisine emrettiğini şöyle ifade etmiştir: “Nerede olursam olayım beni kutlu ve erdemli kıldı ve bana yaşadığım sürece namazı ve zekâtı emretti.

Yukarıdaki ayetlerden anlaşıldığı üzere İsrailoğullarına namaz emredilmiştir. Ancak mevcut Yahudi ve Hristiyan kaynaklarında açık bir namaz emri yoktur. Onların ibadetleri dua ve ayin şeklindedir.

Yahudilikte Kudüs’e dönülerek ayakta yapılan ibadette (amida) kıyama benzer bir duruş ve rükûya yakın bir hareket olmakla beraber İslam’daki namazın yerini tutmaz.

Yahudilikte sabah, öğle ve akşam yapılan günlük, cumartesi günleri sinagogda yapılan haftalık ve Yom-Kippur (tövbe günleri) da yapılan yıllık ibadetler vardır.

Yahudilikte ibadet ferdî olarak ve cemaatle yapılır. Ferdî ibadetler evde toplu ibadetler ise sinagoglarda yapılır. Sinagog (havra)da yapılan toplu ibadet, on iki yaşını geçmiş en az on kişi ile yapılır. Kadınlar erkeklerden ayrı bir mekânda başları örtülü olarak sadece ibadeti izlerler. İbadetlerden önce abdest (Takdis edilmiş suya el daldırıp bileklere kadar el yıkamak) vardır. Kippur Günü’nde tüm vücut yıkanır ve güzel elbiseler giyilir. Ayrıca toprakla teyemmüm de yaparlar.

Yahudilerde evler adeta mabet gibidir. Evde, “mezuza” denilen bir silindir içine rulo hâlinde konulmuş Tevrat metinleri bulunur. Rulolar, üzerinde “şema”12’duasının ilk iki paragrafının yazılı olduğu kılıflar içinde bulunur ve Yahudi evinin giriş kapısının arkasında yüksek bir yere asılır.

Haftalık şabat ayini evde de yapılabilir. Bu durumda evin hanımı özel şamdanlar içindeki mumlar üzerine şu duayı okuyarak ibadeti başlatır: “Ey Tanrı! Bizim Allah’ımız, kâinatın hâkimi, emirleriyle bizi takdis eden ve bize şabat ışığını tutuşturmamızı emreden Tanrı hamt sanadır.” İbadet esnasında baba ve çocuklar annenin etrafında toplanırlar. Baba eline bir fincan özel bir içecek alır ve hayır dua yaptıktan sonra herkese birer yudum içirir.14 İbadetten sonra dua yemekle son bulur.

Yahudilikte ibadet dili genellikle İbranicedir. Bununla beraber Aramice de kullanılır. İbadetin özünü ise Tevrat tomarlarının açılıp okunması oluşturur. İnanç esaslarını kapsayan şema duası okunurken ayağa kalkılır.

Haftalık şabat (cumartesi) Tanrı’nın kâinatı yarattıktan sonra dinlendiği günü ifade eder. Nitekim Tevrat’ta bu husus şöyle ifade edilir: “ Ve Rab Allah yedinci günü mübarek kıldı ve onu takdis etti; çünkü Allah yaratıp yaptığı bütün işten o günde istirahat etti.”  Ortodoks Yahudiler o gün ateş yakmaz, elektrikli ve ateşli aletler kullanmaz. O günü, tatil ve ibadetle geçirirler, herhangi bir iş yapmazlar.

Hristiyanlıkta Hz. İsa tarafından ayin ve dua telkin edilmiş; ancak kesin bir ibadet şekli belirtilmemiştir. 325 İznik Konsülü’nde kabul edilen dua ve ayinler de zamanla Protestan mezhebi tarafından değiştirilmiştir. Bununla beraber ayinlerde şu ortak yönler vardır:

– Tanrı ibadetin tek kaynağıdır. (Vaftiz olmak ve Tanrı’ya yönelmek.)
– İbadetin gayesi Tanrı’da birleşmektir.
– İbadet, hayatı değiştirici olmalıdır. Ruh, manevi dünyaya yönelmelidir.
– Kurtuluş ancak kutsal ruhun öncülüğünde olur.

Hristiyanlıkta günlük dua ve ibadetler genelde kilisede ve papazın yönetiminde yapılır.
Çünkü papaz, dua ve ibadetlerin kabulü için aracıdır. İbadetlerde Yeni Ahit’ten ve Eski Ahit’in özellikle mezmurlar kısmından bölümler ve ilahiler okunur. Hristiyanlıkta haftalık ayin ve dua ibadeti, pazar günleri yapılır. Haftalık ibadetin cemaatle yapılması gerektiği için pazar günü kiliseye gitmek çok önemlidir. Çünkü bugün, Hristiyanlıkta en önemli ibadet olarak görülen evharistiya ayini icra edilir. İsa’nın havarileriyle yediği yemeğin anısına yapılan bu ayinde kutsal kitaptan pasajlar okunur, ilahiler söylenir, vaaz ve dualar edilir. Günah itirafı, kuvvetlendirme, nikah ve son yağlama gibi ayinler Hristiyanlığın belli başlı dinî törenlerindendir. Ayrıca noel, paskalya ve haç yortusu gibi kilisede yıllık olarak yapılan ayinler de vardır.

Hinduizmde ibadet tanrıların heykellerinin önünde yapılır. Herkes kendi tanrısının putuna ibadet ettiği için vakti ve şekli düzenli olan bir ibadeti yoktur. Hinduların evlerinde tanrı heykellerinin bulunduğu bir köşe vardır. Burada putlara saygı gösterilir, onların bakım ve temizliği yapılır. Bir Hindu, günlük ibadetini yapmak için sabah gün doğmadan kalkar ve Hinduizmin besmelesi olan “om” kelimesi ile tanrısının ismini anar. Saçlarını başının üzerinde toplar, belden yukarısı ve ayakları çıplak bir biçimde doğuya doğru yönelir ve bağdaş kurup oturur. Derin bir tefekküre dalarak nefesini kontrol altında tutar. Bu esnada kutsal kitap Vedalardan dualar okur. Tanrısının putuna su serper ve ona çeşitli kurbanlar sunar. Aynı ibadeti biraz daha kısa olarak akşam vaktinde de tekrarlar.

Budizmde de ibadet, bu dinin kurucusu Buda’nın heykellerine tapınma şeklinde gerçekleştirilir. Kişi, Buda heykelinin önünde diz çökerek ellerini yüzünün hizasında ve avuç içleri yan yana gelecek şekilde birleştirir. Duaya Buda’ya saygı cümleleriyle başlar. “Buda, Drahama ve Sangha’ya sığınırım!” der. Bazen saygı ve tapınma bir nevi secdeyle sona erer.

Caynistlerin de ibadetlerinde her şey rahip ve rahibelere bağlıdır. Önceleri gezgin olan zahit rahipler büyük manastırlar yaparak buralara yerleştiler. Bunlar, kutsal metin ve ilahiler okuyarak ruh ve bedenlerini terbiye ederler. Caynistler, mabetlerdeki heykelleri takdis ederek bunların önlerinde ilahiler söylerler. Heykellerin önlerine lamba, tütsü koyar ve onları çiçeklerle süslerler. Ayrıca onlara meyve ikram ederler. Caynistler, özellikle sabahleyin güneş doğarken tapınaklarındaki Tirthankara heykelleri önünde meditasyon yaparlar ve secde ederler. Etraflarında dönerek onları selamlarlar.

Sihler tek tanrıya ibadet ederler. Adi- Grant adlı kutsal kitaplarından bazı dualar okurlar. Onların ibadeti çok basittir. Altın Mabet’ in havuzunda ibadet maksadıyla yıkanırlar. Ve kutsal kitaptan bölümler okurlar. Toplu ibadetleri en saygın kişi yönetir. Mabetlere girmeden ayakkabılarını çıkarırlar ve kadın-erkek başlarını örterler.

Konfüçyanizmde ibadet, Konfüçyüs’ün Tien diye adlandırdığı yüce tanrı ve diğer ruhanilere tapınmak, onlara dua etmek ve kurban sunmaktan ibarettir. Çin genelinde yaygın olan atalara saygı ibadet sayılır. İbadetlerde saygı, samimiyet ve sadelik esastır. Çünkü dinin özünü ahlakî değerler ve erdemli davranışlar oluşturur.

Taoizmde ibadetler yüce tanrı kabul edilen Shang-Ti’ye yapılır. Taoizmde ruhun ölümsüzlüğüne ve iyilerin Tao ile birleşerek bu dünyada mutluluğa ulaşacağına inanılır. Taoizmdeki manastır ve rahiplik anlayışı sonradan benimsenmiştir.

Zerdüştlükte ibadet tek tanrıya yapılır. Bu dine inanan kişi, mabede girmeden önce ellerini ve ayaklarını yıkar. Mabede girerken ayakkabılarını çıkarır ve günahlarının bağışlanmasını diler. Mabette rahip aracılığıyla kutsal ateşin külleri alınır. Kutsal
metinlerden bazı parçalar okunarak dua edilir ve ateşe sırt çevrilmeden geriye doğru gidilerek kapıdan çıkılır. Mabetteki ibadet ferdîdir. Rahipler, Tanrı’nın azametini temsil eden mabetteki ateşin devamlı yanmasını sağlar. Ayrıca günde beş defa ateşin temizleme ve koruma ayinini yaparlar. Kutsal kitap Avesta’dan bazı kısımları okur. Ateş, güneş ışınlarından ve insan nefesinden korunacak şekilde muhafaza edilir. Erkek ve kız çocukları iyiyi ve kötüyü birbirinden ayırt edebilecek yaşa geldiklerinde “naujote” adı verilen bir törenle dinî öğretilerinden sorumlu hâle gelirler. Zerdüştlükte rahipler sınıfı dışındakiler için ibadetin vakti ve günü yoktur.

Eski Türklerde tek tanrı inancı vardı. Eski Türk dininde düzenli günlük ibadetlerin ve ibadethanelerin bulunduğuna dair açık bilgi yoktur. Ancak Çin kaynakları, uyun-se diye adlandırdıkları bir tapınak veya ibadethanenin Türklerde mevcut olduğunu bildirmektedir. Eski Türklerde ecdat mağaraları, mukaddes dağlar, yersular, hakanın otağı, obalar, abidevi mezarlar, ev veya Türk çadırı önemli dinî merasimlerin yapıldığı
mekânlar olmuştur. Baş açık, yüz ve eller göğe doğru dönük Tanrı’ya dua edilirdi.Tanrı’ya tapınma, doğuya yönelerek ve diz çökülerek yapılırdı.

Türklerde özellikle resmî büyük ayinlerin başkanlığını veya yöneticiliğini hakan yapmaktaydı. Kamlar ise ayin sırasında özel ilahiler söyler, ruhları ve ataları çağırır, sihirli davulunu çalarak göğe yükselip inmeyi temsil ederdi.

Eski kabile dinlerinden biri olan Dinka dininde ibadet, insanüstü kuvvetlerin en büyüğü olan ve yaratıcı olarak kabul edilen Nihialik’e devamlı tekrarlanan dua cümleleriyle yapılır. İbadet ve dualarla yüce güç olan Nihialik’ten sağlık ve yağmur istenir.

Ainu dininde tanrılara ve ruhlara saygı vardır. Maori dininde rahipler eşliğinde ilahilerle ayin yapılır. Ga dininin kutsal mekanları ve rahipleri yoktur.

1.2. Oruç

Oruç, sözlükte “bir şeyden uzak durmak, bir şeye karşı kendini tutmak” anlamlarına gelir. Arapça karşılığı “savm”dır.

Kur’an-ı Kerim’den öğrendiğimize göre oruç, bütün milletlere farz kılınmış bir ibadettir. Bundan dolayı bugün başta İslam olmak üzere pek çok dinde yer almaktadır. İslam, orucu belirli bir disiplin ve kurala bağlamış, insanların keyfî tasarrufundan çıkarmıştır. İslam’ın oruç anlayışı insan fıtratına uygundur. Diğer dinlerde oruç, güneş takvimine göre tutulduğu için sabittir. Ancak İslam’da ay takvimine göre ramazan ayında tutulmaktadır. Bu ay her yıl farklı günlere denk geldiği için Müslümanlar her mevsimde oruç tutma imkânına sahiptir.

Hinduizm ve Budizm gibi dinlerde de bazı yiyecek ve içeceklerden uzak durma ve perhiz niteliğinde oruç uygulamaları bulunmaktadır. Hinduizm, Budizm, Caynizm ve Sihizmde oruç günümüzdeki biçimiyle sadece din adamları sınıfını ilgilendiren bir ibadettir.

Hinduizmde bazı oruçlar şunlardır:

• Adak oruçları: Arzu edilen bir işin olması amacıyla peş peşe on beş gün tutulur.

• Yıllık periyodik oruçlar: Her ayın birinci ve on beşinci günü tutulur. Tanrı Şiva’ya bağlı Brahmiler kendi mahalli aylarının on üçüncü günü yirmi dört saatlik bir oruç tutarlar.

Caynizmde ibadet, din adamları tarafından yapılır. Bu rahipler hayatları boyunca bitkisel besinlerle beslenirler. Ancak soğan ve sarımsak yemezler. Kuşluk veya zeval vaktinde olmak üzere günde sadece bir öğün yemek yiyebilirler. Dilencilik, manevi arınma aracı olarak kabul edilir. Manastırlarda yaşayan Caynist rahipler bu geleneği yaşatırlar. Caynistler arka arkaya kırk gün oruç tutarlar.

Sih dininde oruç, yoga ve keffaret gibi ibadetler yoktur. Onlara göre Tanrı’nın adını anmak ve düşünmek yeterlidir.

Zerdüştlerde bilinen şekilde bir oruç ibadeti yoktur. Onlarda oruç yerine fiil, düşünce ve konuşmada hataya düşmemeye dikkat etmek şeklinde bir uygulama vardır.

1.3. Hac

Hac, İslam’ın beş şartından biri olup hicretin dokuzuncu yılında farz kılınmıştır. Gerekli şartları taşıyan her Müslüman’ın ömründe bir defa hacca gitmesi farzdır. Hac mevsimi dışında yapılan ziyaretlere ise umre denir.

Kutsal mekân kavramı ve bu tür yerlerin ziyareti, tarih boyunca bütün inançlarda
mevcut olmuştur. Kutsal mekânları ziyaretin sebebi o mekânın kutsiyetinin bahşedebileceği maddi, manevi ve ahlâki faydaları elde etmektir. Hac bütün dinlerin
tarihten günümüze, değişik şekillerde de olsa taşıdığı önemli ibadetlerden biridir. Kutsal mekanlar kabileci, millî ve evrensel dinlerin hepsinde ibadet maksadıyla ziyaret edilir.

1.3.1. Hac Merkezleri

İslam’ın hac merkezi Mekke’dir. Kur’an-ı Kerim’de “Şüphesiz, insanlar için kurulan ilk ibadetevi, elbette Mekke’de, âlemlere rahmet ve hidayet kaynağı olarak kurulan Kâbe’ dir.” ayetiyle Kabe’nin kutsal mabed olduğu vurgulanır. Müslümanlar Kabe’yi tavaf
edip Arafat’ta vakfe yaparak hac ibadetini yerine getirir. Ayrıca Kur’an-ı Kerim’deki “İnsanlar arasında haccı ilan et ki gerek yaya olarak gerekse nice uzak yoldan
gelen yorgun argın develer üzerinde kendilerine ait birtakım yararları yakından görmeleri, Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği kurbanlık hayvanlar üzerine belli günlerde Allah’ın ismini anmaları (kurban kesmeleri) için sana (Kâbe’ye) gelsinler. Artık ondan hem kendiniz yiyin hem de yoksula, fakire yedirin; sonra kirlerini gidersinler, adaklarını yerine getirsinler ve o eski evi tavaf etsinler.” ayetinden insanları hac yapmak üzere Mekke’ye davet eden ilk peygamberin İbrahim olduğu anlaşılmaktadır. Hz. İbrahim, haccın usüllerini tespit ederek Kâbe’nin her yıl
ziyaret edilmesini sağlamış ve oğlu Hz. İsmail’i orada bırakıp Filistin’e dönmüştür. O tarihten sonra gelen peygamberler ve ümmetleri de Kâbe’yi ziyaret etmişlerdir. Araplar, Cahiliye Devrinde ellerini çırpıp ıslık çalarak ve çıplak olarak Kâbe’yi tavaf ederlerdi.

Tevrat, bütün Yahudi erkeklerine yılda üç defa Kudüs’te Yahve’nin huzurunda bulunmayı emretmiştir. Bunlar Fısıh (Paskalya), Şavuot (Pentekost ) ve Sukkot (Çardaklar) bayramlarıydı.

Yahudilikteki hac mekânlarını üç grupta toplamak mümkündür.

1- Kudüs ve çevresinde oluşmuş, tarihî özelliğe sahip ve Kitab-ı Mukaddes’in tarihi içinde ortaya çıkan Ağlama Duvarı gibi mekânlar.

2- Genelde Celile’de bulunan, Talmut ve Kabala’da adı geçen bilgelerin mezarları.

3- Diaspora (Filistin dışında Yahudilerin yaşadıkları merkezler.)

Musa şeriatı öncesinde yaşamış önemli kişilerin başlarından geçen olaylarla ilgili olarak Eski Ahit’te zikredilen yerler daha sonra Yahudilik için özel mekânlar olmuştur.

Yeni Ahit’te haccın önemi ve anlamı pek açık değildir. Sinoptik İnciller, Hz. İsa’nın sadece bir defa Fısıh Bayramı’nda hac için Kudüs’e gittiğini belirtirken Yuhanna İncili’ndeki ifadelerden Hz. İsa’nın hac merasimlerine düzenli olarak katıldığı anlaşılmaktadır. Hristiyanlıkta Hz. İsa’nın son Kudüs yolculuğu ile Tanrı’nın şehrine eskatolojik haccını gerçekleştirdiğine ve Tanrı’nın krallığını başlattığına inanılır. İlk Hristiyanlar Yahudilikte olduğu gibi Kudüs’teki mabedi ziyaret ediyorlardı.

Daha sonraki dönemlerde Beytlehem’deki Hz. İsa’nın doğduğu mağara ve çarmıha gerildiği Golgota mevkii ziyaret yeri hâline gelmiştir. Kudüs’e yapılan haccın yanı sıra türbeleri, hatta manastırlarda yaşayan rahipleri ziyaret de bir tür hac olarak mütalaa ediliyordu. Diğer bir hac şekli de azizlerin ve şehitlerin mezarları üzerine yapılmış kiliseleri ziyaret etmekti.

Roma’da iki büyük havarinin (Petrus ve Pavlus) ve imparatorluğun Hristiyanlara karşı baskısının sonucunda şehit edilen azizlerin cesetlerinin Avrupa topraklarında bulunması nedeniyle burası diğer merkezlere göre öne çıktı. İspanya’da Santiago de Compostela’da havarilerden Büyük Yakup’a atfedilen mezar önemli bir hac merkezidir.

Kudüs, Roma ve Santiago de Compostela olmak üzere dünyada üç hac merkezini
“mukaddes sene” dolayısıyla ziyaret edenlere Katolik Kilisesi’nce endüljans verilmektedir. Dolayısıyla mukaddes sene ilan edilen yıllarda bu yerlere giden hacı sayısında belirli bir artış gözlenmektedir. Mesela Santiago için Aziz Yakup’a Hristiyan takviminde ayrılan gün olan 24 Temmuz eğer pazar gününe rastlarsa o yıl mukaddes
kabul edilir. Hristiyanlıkta ikinci tür hac merkezleri dünyanın değişik yerlerinde Meryem’e atfedilen kutsal mekânlardır.

Hristiyanlığın Anadolu’da da ziyaret yerleri vardır. Bu mekânlar Hristiyanlık tarihi ve önemli şahsiyetleriyle bağlantılıdır. Pavlus’un misyonerlik gezileri esnasında dolaştığı yerler bugün bazı Hristiyanlarca ziyaret edilmektedir. Antakya bu yerlerden biridir. Pavlus, Petrus ve Barnaba burada Hristiyanlığı yaymışlar, Antakya Kilisesi beş büyük kilise arasında yer almıştır. Diğer bir kutsal mekân da Efes’tir. Pavlus Efes’te kalarak Hristiyanlığı yaymaya çalışmış, Havari Yuhanna ise burada yaşamış ve ölünce buraya defnedilmiştir.

Hinduizmde de hac yerleri Benares ve Ganj Nehri’dir. Ayrıca tanrı Vişnu ve Şiva’ya adanan büyük mabetler de hac merkezi olarak kabul edilir. Bu hac merkezlerine bir Hindu durumuna göre yılda birkeç sefer gider.

Budizmde hac ziyareti, Buda’ya ait mekânlarla ondan kalanların bulunduğu yerlere
yapılır. Bodhi Gaya Hindistan’da Budistlerin en önemli hac yeridir. Bunun dışında
hac için ziyaret edilen yerler; Nepal’deki Buda’nın doğum yeri olan Lumbini, Buda’nın ilk vaazını yaptığı Benares’deki Geyik Parkı ve Buda’nın öldüğü yer olan Kuşinagara’dır. Taoizm ve Konfüçyanizmde hac merkezleri kutsal kabul ettikleri yüksek dağlarda kurulan eski tapınaklardır. Bu dinlerin mensupları ayrıca Budistlerin hac merkezlerini de ziyaret ederler.

Japon inançlarına göre dağlar, tanrıların yurdudur ve bundan dolayı dağ tepeleri
yüzyıllardır hac yeri olmuştur. Japon geleneğinde hem Şinto’ya hem Budizme ait çeşitli hac yerleri vardır. İse’deki tapınak Şintoizmin en yüce ilahına adanmış Şinto hac yeridir.

Sihler aslında hacca karşı çıkmakla beraber dinsel merkezleri olan Amritsar’da bulunan kutsal Altın Tapınak, dünyadaki bütün Sihlerce ziyaret edilmektedir.

1.3.2. Hac Yapma Şekilleri

İslam’da hac ibadeti, Kurban Bayramı günlerinde Kâbe’yi tavaf etmek, Arafat’ta vakfe yapmak ve Kâbe civarındaki kutsal yerleri ziyaret ederek yapılır. Bir Müslüman
hac yolculuğuna çıkmadan önce varsa borçlarnı öder, günahlarından tövbe ederek yola çıkar. Mekke yakınlarındaki Mikât denilen harem bölgesindeki giriş yerlerine gelince gerekli temizlik yapılır, gusül veya abdest alınır. Bundan sonra, erkekler elbiselerini
çıkarırlar ve ihram denilen iki parça beyaz örtüye bürünürler. Başları açık ve ayakları çıplak olur. Kadınlar ise normal elbiseleriyle ihrama girerler. Sonra, “Allah’ım! Senin rızan için haccetmek istiyorum, bana kolaylık ver ve haccımı kabul eyle.” diyerek hacca niyet eder ve telbiye getirirler. Harem denilen yasaklı bölgeye girdikten sonra ihramın yasaklarına uyarlar.

Mekke’ye varınca, ilk tavaf (kudüm tavafı) için hemen Kâbe’ye gidilir. Hacerü’l-Esvet selamlanır ve tavafa başlanır. Tavaf esnasında çeşitli dualar okunur. Kâbe’nin etrafında sola doğru yedi defa dönmek suretiyle ilk tavaf tamamlanır. Tavaftan sonra Makam-ı İbrahim’in önünde iki rekât namaz kılınır.

İlk tavaf yapıldıktan sonra tekrar Hacerü’l-Esvet’in önüne gelinir ve Hacerü’l-Esvet selamlanır. Sonra, sa’y etmek için Safa Tepesi’ne gidilir. Kâbe’yi görecek kadar bu
tepenin yüksek bir yerine çıkılır. Gerekli dualar okunur ve sa’ya başlanır. Sa’y görevi, yedi defa Safa ile Merve tepeleri arasında gidip gelinerek Merve Tepesi’nde tamamlanır. Sa’y yaparken tavafta olduğu gibi çeşitli dualar okunur.

Haccın farzlarından olan vakfe görevini yapmak için, arife günü Mekke’den Arafat’a gidilir. Arafat’a varınca herhangi bir yerde bir süre bekleyerek vakfe görevi tamamlanır. Vakfe yaparken yine dualar okunur ve günahlardan tövbe edilir. Sonra, aynı gün Müzdelife’ye hareket edilir. Kurban Bayramı’nın birinci gününün sabahında Müzdelife’deki vakfe görevi tamamlanır, güneş doğmadan Mina’ya gidilir. Mina’da şeytan taşlama görevini yerine getirdikten sonra tıraş olup ihramdan çıkılır. Kadınlar saçlarının ucundan biraz keserek ihramdan çıkarlar. Ardından biri dışında, ihram yasakları sona erer. Daha sonra, bayramın ilk günü veya ikinci, üçüncü günlerinden birinde Mekke’ye gidilir ve farz olan ziyaret tavafı yapılır. Böylece, hac görevi tamamlanmış olur.

Yahudiler, Tevrat’ta yılda üç defa, yapılması emredilen hacca her zaman gereken önemi göstermemişlerdir. Fısıh, Sukkot ve Şavuot bayramlarında hac yapmaları istenmişti. Miladi 70 yılında Süleyman Mabedi’nin yıkılışından sonra mabetle ilgili hac artık yapılmadı. Ancak Yahudilerin kutsal topraklara yönelik ziyaretleri devam etti. Geçmişle
ilgili hatıralar, o topraklara yeniden dönme özlemi ve Yahudi büyüklerinin oralardaki
kabirleri Yahudileri o bölgeye çekiyordu. Kudüs’te Süleyman Mabedi’nden geriye kaldığına inanılan “Ağlama Duvarı” önemli bir ziyaret mahalli oldu. Orayı ziyaret edip dua ederek hac yapmaya başladılar.

Günümüzde Yahudiler belli günlerde bu tür yerleri ziyaret eder, bu ziyaretlerin şans getireceğine, talihsizliklere iyi geleceğine inanırlar. Hac mahallerinde dua edilir, adaklar adanır, bazen de istekler kâğıda yazılıp bırakılır. Ağlama Duvarı veya Süleyman Mabedi’nin batı duvarı dışındaki ziyaret merkezlerinde azizlere yalvarılıp onların şefaatçi olmaları istenir.

Hinduizmde hac Benares’i ziyaret etmek ve Ganj Nehri’nde yıkanmak, ölümden sonra yeniden dünyaya gelişte daha mutlu olma ümidini vermektedir. Yıkandıktan sonra hac görevini ifa etme yanında kutsal mekânın çevresinde dönmek de (tavaf) haccın unsurlarından biridir.

Taoizm ve Konfüçyanizmde inananlar ise sonbaharda gerçekleştirilen hac sırasında kırmızı veya sarı renkli elbiseler giyen hacı adayları buhur çubukları ve kâselerini taşıyarak on beş kişilik gruplar hâlinde sessizce meditasyon yaparlar. Sadece bitkilerle beslenirler, uzun yolculuk esnasında tövbe ederler. Hac mahallerine vardıklarında ise yıkanıp temizlenerek tapınırlar. Evlerine dönünceye kadar ibadet ve riyazete devam ederler.

1.4. Sadaka

 

Sadaka, Allah’ın rızasını kazanmak niyetiyle karşılıksız olarak fakir ve muhtaçlara yardım etme, iyilik ve ihsanda bulunmaktır. İslam dini ayet ve hadislerde sadaka vermeyi teşvik etmiştir. Müslümanlar zekât ve sadaka gibi ibadetlerle fakir ve muhtaçları gözetirler. Kur’an-ı Kerim’de bildirildiğine göre zekât ve sadaka Yahudilik ve Hristiyanlıkta da emredilmiş bir ibadettir. Mesela İsrailoğullarına yüce Allah, “Namazı kılın, zekâtı verin, rükû edenlerle birlikte siz de rükû edin.” şeklinde hitap etmiştir. Hz. İsa ise beşikteki mucizevi konuşmasında Allah’ın namazı kendisine emrettiğini şöyle ifade etmiştir: “Nerede olursam olayım beni kutlu ve erdemli kıldı ve bana yaşadığım sürece namazı ve zekâtı emretti.

Tevrat ve İncillerde de sadaka vermek emredilmiştir: Mesela bu konuda Tevrat, “Ve eğer kardeşin fakir düşer ve senin yanında zayıf düşerse ona yardım edeceksin.” der. İncil’de ise “Fakat sadaka verdiğin zaman, sağ elin sol elinin ne yaptığını bilmesin de.” şeklinde emredilmektedir.

Yahudilikte ilk dönemlerde sadakalar düzenli bir şekilde Beytü’l-Makdis’in zekât sandığına ödenirdi. Miktarı öşür(1/10 oranında) olan bu zekâtlar belirli yerlere verilirdi. Daha sonraları bu durum terk edildi. Ancak bu emir, ferdi olarak göz önünde bulundurulmaktadır. Hristiyanlıkta da günümüzde uygulama değiştirilerek oruç günlerinde yemeklerini başkalarıyla paylaşmak şeklinde yerine getirilmektedir.50 Hristiyanlar, zekât ve sadakanın günahlara keffaret olduğuna inanırlar.

1.5. Kurban

Kurban; tapınılan tabiatüstü varlık veya varlıklara yakınlaşma, şükran duygularını ifade etme, bir şey isteme ya da günahlara kefaret olması gibi niyetlerle sunulan varlık ve nesnelerdir. Tabiatüstü bir güce sunulan nesnelere genel anlamda takdime adı verilirken kurban kelimesi özellikle öldürme veya boğazlama yoluyla sunulanlar
için kullanılmaktadır.

İslam’a göre kurban, ibadet maksadıyla belli vakitte uygun şartları taşıyan hayvanı usulüne uygun olarak kesmeyi ve bu amaçla kesilen hayvanı ifade eder. Ayrıca bu şekilde kesilen kurbana udhiye de denir. Kurban kesmenin vakti, Kurban Bayramı’nın ilk üç günüdür. İslam’da bunun dışında adak ve akika gibi kurban çeşitleri de vardır.

İslam dininde kurban, Allah’ın herhangi bir maddi veya manevi ihtiyacını karşılamak için kesilmez. Çünkü Allah’ın insanların malına ihtiyacı yoktur. Bu konuda Allah, Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır: “Elbette kurbanlarınızın ne etleri ne
de kanları Allah’a ulaşır; sizden ona ulaşan, ancak takvadır.” Bu ayette ifade edildiği gibi kurban kesen kişinin sadece ibadeti Allah’a ulaşmaktadır.

Tevrat ve İncillerde de kurban ile ilgili hükümler mevcuttur. Yahudilikte kurban uygulaması iki şekildedir. Bunlar Hz. Musa şeriatında uygun görülen hayvanları boğazlamak suretiyle sunulan kanlı kurbanlar ile çeşitli yiyecek, su ve şarap gibi içeceklerin takdim edilmesi şeklindeki kansız kurbanlardır.

Yahudilikte kurban, Tanrı’ya bağlılığın bir işareti olarak ve onun lütuf ve affını elde etmek niyetiyle bazı hayvanların veya yiyeceklerin bir mezbaha üzerinde tamamen ya da kısmen yakılarak yok edilmesinden ibarettir. Tarihi, Hz. İbrahim’e kadar götürülen kurban, Yahudilikte en önemli ibadetti. Keffaret, adak, esaretten kurtuluş yıl dönümü gibi çok farklı amaçlarla kurbanlar günlük, haftalık, aylık, mevsimlik ve yıllık olarak
sunulmaktadır. Ancak 70 yılında mabet Romalılar tarafından yıkıldıktan sonra Yahudiler kurban ibadetini askıya aldılar.Günümüzde Yahudiler arınmak için horoz ve tavuk kurban edip etlerini fakirlere dağıtırlar.

Hz. İsa zamanındaki kurban uygulamaları Ahdi Atik’e dayandırılmaktaydı. Hz. İsa’dan sonra Hristiyanlıkta İsa’yı merkezîleştiren farklı bir kurban anlayışı geliştirilmiştir.
Bu uygulamalara rağmen İsa’nın çarmıha gerilmesi ve diriltilmesi inancının ardından Hristiyanlık Yahudilikten ayrı bir din mahiyeti kazanmaya başlamıştır. Nitekim
Hristiyan geleneğinde İsa’nın, havarileriyle yediği son akşam yemeğinde dökülen kanının, insanları Tanrı ile barıştırdığına inanılmıştır. İncillerdeki “İsa’nın kanı birçoklarının günahının bağışlanması için döküldü” ve Pavlus’un mektuplarındaki
“Günah için bir kurban.” ve “Tanrı’ya kurban.” şeklindeki ifadeleri, Hz. İsa’yı
insanlığı asli günahtan kurtaran bir kurban57 olarak gören inanca esas teşkil etmiştir. Böylece Hristiyan ilahiyatında İsa’nın haç üzerindeki ölümünün tek başına yeterli ve diğer kurban sunma fiillerini faydasız kılan biricik kurban olduğu inancı kabul edilmiştir. Hristiyan anlayışında İsa’nın kendisi ilk ve son kurban olarak Ahd-i Atik’in kurban sistemini iptal etmiştir.58 Dolayısıyla kurban kesmeye gerek kalmamıştır. Pazar günleri ve Paskalya Bayramı’nda yapılan ekmek şarap ayini kurbanın yerini almıştır.

Eski İranlılar, tanrılara kurbanlar, çeşitli bitkiler ve haoma içkisi sunmuşlardır. Zerdüşt, hayvan kurbanını yasaklayarak Ahura Mazda’ya adak ve şükürler kurbanını telkin ettiyse de ölümünden sonra canlı kurban âdetine geri dönülmüştür. İranlılar adak ve şükranlarını Hürmüz’e, diğer takdimlerini de kötülüğü engellemesi için Ehrimen’e arz ederlerdi.

Eski Çin dinlerinde tanrılara ve ölen ataların ruhlarına onları memnun etmek ve ilâhî lutuflar elde etmek amacıyla evcil olan veya olmayan hayvanlar kurban edilir. Hububat, mayalandırılmış içki, çeşitli yiyecekler ve ipek gibi takdimler sunulurdu.

Hinduizmde kurban, insanları kurtuluşa götüren yollardan biridir. Brahmanlar Döneminde, kozmik gücü meydana getirdiğine inanılan, yaratılışın sırrı ve kâinatın devamının anahtarı olarak kabul edilen kurban merasimi, rahiplerin nezaretinde gerçekleştirilirdi. Vedalar Döneminde günlük merasimler ateşte yakılan takdimeleri, kutsal soma içkisini yere dökmeyi, atalara, yer tanrılarına ve ruhlara yiyecek takdimlerini ihtiva ederdi. Aylık takdimler, yeni ay ve dolunayda çeşitli tanrılara, özellikle fırtına tanrısı İndra’ya sunulan pastalar ve yiyeceklerdi. Rahipler tarafından kefaret niyetiyle ve ilkbaharın başlangıcında bolluk düşüncesiyle yağmurlu mevsim ve serin kış beklentisiyle bir yılda üç defa olmak üzere mevsimlik kurbanlar sunulurdu.

Budizm ve Caynizmde “Ahimsa” (Hiçbir canlıyı öldürmemek.) prensibi ve tenasüh inancı gereği canlılar kurban edilmemektedir. Ancak her iki din mensupları mabetlerinde tütsü, mum, buhur, yiyecek ve içecekler takdim ederlerdi.

Japon dini Şintoizmde kurban ve takdimler; tanrılara ve ölülere, onların öfkesini yatıştırıp lütuf ve yardımlarını sağlamak veya günahlara kefaret düşüncesiyle sunulurdu. Erken dönemlerde uygulanan insan kurbanlarının yerini sonradan hayvan kurbanları almıştır. Günümüzde pirinç ve pirinç şarabından oluşan yemek takdimleriyle elbise ve mesken dahil üç asli ihtiyaca tekabül eden her şey kurban olarak sunulmaktadır.

1.6. Kutsal Günler, Geceler ve Bayramlar

Her dinin kutsal gün, gece ve bayramları vardır. İlahî dinlerde bu kutsallık ya doğrudan dinin bir emri gereği atfedilir ya da peygamberlerin hayatında doğum, hicret ve vefat gibi bazı dönüm noktalarını ifade eder. İnananlar için bu kutsal vakitler önemli birer fırsat olarak kabul görülür. Çeşitli ibadet, kutlama ve anma törenleriyle en güzel şekilde değerlendirilir. İlahî olmayan dinlerde de aynı şekilde din kurucularının hayatında
meydana gelmiş önemli safhalar, kutlanan bu gün, gece ve bayramların ortaya çıkmasına sebep olmuştur.

Kutsal gün ve gecelerin en açık örnekleri İslam’da görülür. Cuma günü, Regaip, Mevlit,
Miraç, Berat kandilleri ve Kadir Gecesi bunların başında gelir. Bunlardan Berat Kandili hariç, diğerleri Hz. Muhammed’in hayatı ile ilgilidir. Berat Kandili ise tövbe ve bağışlanma gecesi olarak kabul görmüştür. Bu gecede yapılan samimi ibadetlerin, tövbe ve istiğfarların kabul edileceğine inanılır.

Aşure Günü de çeşitli etkinliklerle anılan günlerdendir. Bu gün ve gecelerden sadece cuma günü ve Kadir Gecesi Kur’an’da zikredilmiştir. Özellikle Kadir Gecesi’nde Kur’an-ı Kerim’in indirildiği ve bin aydan daha hayırlı olduğu açıkça ifade edilmiştir: “Şüphesiz, biz onu (Kur’an’ı) Kadir Gecesi’nde indirdik. Kadir Gecesi’nin ne olduğunu sen ne bileceksin! Kadir Gecesi bin aydan daha hayırlıdır.

İslam’da bütün Müslümanların ortaklaşa kutladığı iki bayram vardır. Bunlar, Ramazan ve Kurban Bayramlarıdır. Ramazan ayında oruç tutan Müslümanlar, bu ibadeti tamamlamış olmanın sevinciyle üç gün bayram yaparlar. Topluca kılınan bayram namazından sonra birbirleriyle bayramlaşırlar.

Ramazan Bayramı’ndan iki ay on gün sonra Kurban Bayramı kutlanır. Hac ibadeti de bu bayramda yerine getirilir. Kurban Bayramı dört gün sürer.

İslam’da bayramlar, toplumsal kaynaşma, dayanışma ve paylaşmanın vesilesidir. Bayramlarda dargınlar barışır, muhtaç olanların ihtiyaçları giderilir, sevinçler paylaşılır. Bu bakımdan bayramların Müslüman topluluklarda ayrı bir yeri vardır.

Yahudilikte en önemli kutsal günler, Roş-Haşana ve Yom Kippur günleridir. Roş-Haşana, Yahudi takvimine göre dinî yılbaşıdır. Bir yıllık kader bu yılbaşında belirlenir. Eylül-ekim aylarında başlar, iki gün kutlanır. Yom Kippur ise Roş-Haşana’nın ikinci gününden itibaren on gün süren kefaret günleridir. Roş-Haşana da belirlenen bir yıllık kader , bu günde mühürlenerek tamamlanır. Cumartesi de Yahudilerce kutsaldır. Sinagogta haftalık ibadet yapılır.

Yahudilikte, kutsal kitap Tevrat’ta yapılması emredilen üç tane dinî bayram vardır. Bunlar, Fısıh, Sukkot ve Şavuot bayramlarıdır.

Fısıh: Yahudilerin Mısır’dan çıkışları anısına kutlanan bir hac bayramıdır. Mart-nisan ayları arasında sekiz gün sürer. Bu bayramın özelliği, bayram süresince mayalı yiyecek yenmemesidir.

Şavuot: Tevrat’ın Tanrı tarafından Yahudilere verilişini kutlama bayramıdır. Haftalar Bayramı olarak da bilinen Şavuot, haziran-temmuz aylarında kutlanır.

Sukkot: Yahudilerin Mısır’dan çıktıktan sonra kırk yıl çölde dolaşmaları anısına yapılan bir bayram olup sekiz gündür. Eğlence yönü ağırlıklı bir bayramdır. Yahudiler Sukkot Bayramı’nda evlerinin bahçesine bir çadır kurarlar ve onu ağaç dallarıyla süslerler. Çadırlarda millî oyunlar oynarlar.

Hinduizmde kutlanan pek çok bayram vardır. Bunların kutlanış şekli ve zamanı bölgeden bölgeye değişir. Günümüzde Hindistan hükümetince resmî tatil ilan edilen on altı bayram vardır. Ay takvimi esas alındığından bayram günleri her yıl farklılık arz eder. Mesela Chaitra, mart-nisan aylarında kutlanan yılbaşı bayramıdır. Eğlence ve hediyeleşme ağırlıklı bir bayramdır.

Budizmde de birçok bayram ve festival vardır. Bunların bir kısmı dinî bayramlardır. Mesela aralık ayında Buda’nın aydınlanmaya ulaşması, şubatta ise Buda’nın nirvanaya ulaşması bayram olarak kutlanmaktadır. Bu bayramda, bütün Budistler çocuklarıyla birlikte mabetlere ve kutsal yerlere doluşurlar ve yoğun bir şekilde ibadet ederler. Ayrıca caddeleri de süslerler.

Sih dininde de Nanak’ın doğum ve ölüm günleri gibi bazı kutsal günler vardır. Hindistan’da kutlanan çeşitli bayramlar da Sihler tarafından kutlanır.

Şintoizmde neyin ne zaman ve nasıl yapılacağı kurallara bağlanmıştır. Bağlayıcı olan bu kurallara “töre” denmektedir. Töreler, Japon kültürünün nesilden nesile aktarılmasını sağlamaktadır. En büyük bayram, tanrıyı çağırmak ve ona hizmette bulunmak anlamında “Matcuri”dir. Genellikle bu bayramdan önce üç gün oruç tutulur.

2. Dinlerde İbadet Yerleri

İbadet yeri denilince ibadet etmeye mahsus yapı, bina ve tapınak akla gelir. Bu mekânlara “mabet” denir. Mabet, genelde bütün dinlerin ibadet mahallini ifade etmektedir. Özelde Müslüman mabedi için cami veya mescit kullanılmaktadır.

Dinin temel unsurlarından biri olan ibadet, genelde bir mekânda yapıldığı için mabetlere ihtiyaç duyulmuştur. Bütün dinlerin mabedi ifade eden kelime veya kavramları ve kendilerine has mabet anlayışları vardır. Mabetler ilk dönemlerdeki açık alanlardan basit ve küçük yapılara, zamanla büyük ve geniş binalara kadar gelen bir gelişme ve değişiklik arz etmektedir.

Kur’an-ı Kerim’e göre yeryüzündeki ilk ibadet yeri, Mekke’deki Kâbe’dir. Kâbe, aynı zamanda Müslümanların da kıblesidir. Kâbe’den sonra İslam’da ibadet yerleri için kullanılan ilk kelime mescittir. Bunun dışında musalla, namazgâh ve cami kelimeleri de Müslümanların ibadet yerini ifade etmek için kullanılır.

İslam’da ibadet yerleri için kullanılan kelimelerden biri de “musalla” veya “namazgâh”tır. Musalla, Resulullah Döneminde bayram ve cenaze namazı kılınan yerler için de kullanılmıştır. Farsçada yol boylarındaki üstü açık mescitlere namazgâh denilmiştir. Namazgâh bir kasabanın bütün halkını bir araya toplayan geniş sahadır. Pek çok namazgâhta hutbe okumak ve namaz kıldırmak için yapılmış minber ve mihraplar vardır.

Mescitlerin ve camilerin, belirli fonksiyonlarına göre isimlendirilmiş bazı bölümleri vardır. Bunlar; mihrap, minber ve vaaz kürsüsüdür. Namaz kıldırırken imamın durduğu yere mihrap, hutbe okunan yere minber ve vaaz verilen yere de vaaz kürsüsü denir. Ayrıca bazı camilerde müezzin mahfili, cemaate vaktinde yetişemeyenler için son cemaat yeri, sultanların inşa ettirdiği camilerde sultanların namaz kılmaları için ayrılan hünkâr mahfili bulunur. Ezan okunan minareler ve abdest alınan şadırvanlar da camileri tamamlayan yapılardır.

Hinduizmde mabet yapımı ve içlerine tanrıların suretlerinin konulması Upanişatlar Döneminin sonrasına rastlar. Yoğun olarak 7. yüzyıldan sonra yapılmaya başlanan
ve tanrıların ikamet mahalli olan mabetler aynı zamanda insanların tanrılarla bir araya geldiği, onları ziyaret edip çeşitli takdimelerde bulunduğu yerlerdir. Hinduizmde ibadet ferdî olup pek çok evde ibadet için tahsis edilmiş özel bir oda veya bir köşe vardır. Mabetlerin esas kısmı, içine tanrının suret veya sembolünün konulduğu, “vimona” adı verilen kutsal mekândır. Hint mabetleri birer ziyaret (hac), günahlardan arınma ve dinî
temizlik yeridir.

Şintoizmde ayin merkezi de olan tanrıların ikamet yerine, “jinja” veya “jinsa” (tanrıevi) denilmekte, ayrıca “miya” ismi de kullanılmaktadır. Sayıları bazen yüz binlerle ifade edilen mabetler genellikle yol kenarlarında, fabrika köşelerinde veya binalar blokunun tepesinde bulunan küçük ve sade ağaç yapılardır. Şintoizmde en eski ve en meşhur mabet, milattan önce 4. yüzyılda İse’de Güneş Tanrıçası Amaterasu adına yapılmış olan millî mabettir.

Budizmde ibadet mekânı viharadır. Bu tapınaklar, Buda ve önemli Budist büyüklerinin hatıralarının saklandığı, bu sebeple de tazim gösterilen stupalara dönüşmüştür. Buda’nın heykellerinin bulunduğu yapılara ise “pagoda” denilmektedir. Pagodaların çoğunda cemaatle ibadet yapılmaz. Halkın mabetlerle ilişkisini canlı tutan esas unsur sadece ibadet olmayıp Buda ve diğer Budist azizlerinin buralarda muhafaza edilen hatıra eşyaları da ziyaret edilir.

Caynist mabetlerinin genel planı; bir cümle kapısı, sıra sütunlar, mabedin ortasında bulunan geniş bir mekân veya açık avlu ve tasvirlere tahsis edilmiş kutsal mekân şeklindedir. Caynist mabetleri de bir ibadet mahalli olmaktan ziyade
Tirthankaralara saygı gösterilen yerlerdir.

Sih dininde “gurdvara” adı verilen mabet, cemaatin ilahiler okumak için günlük olarak toplanması sonucunda ortaya çıkmıştır. Bu mabetler Guru Nanak Döneminden beri cemaatin hayatında önemli bir rol oynamaktadır. Gurdvaraların en üstünü, zamanla Sih inanç ve ibadetinin merkezi hâline gelen Amritsar’daki Altın Mabet’tir. Bu mabedin bulunduğu Amritsar Sihlerin dinî merkezi olduğu gibi Altın Mabet de dinî ve toplumsal
faaliyetlerin merkezidir. Mabette sembol olarak Sihizmin kutsal kitabı Adi-Grant ile
bir kılıç bulunur. Burası aynı zamanda bir sosyal kurumdur. Her gurdvaranın Guru Nanak zamanından beri devam eden bir imarethanesi vardır. Bu mabetlerde resim ve
heykel bulunmaz. Mabetlerin açık büfe tarzı yemeklerinden her Sih yararlanır.

Bir yapılar bütününden oluşan Tao mabetlerinin avluları çok amaçlı salonlardan meydana gelir. Çin terminolojisinde Taoist dini binaları veya bina grupları için “kung” (manastır veya saray), “kuan” (manastır mabedi) ve “miao” (mabet) kelimeleri
kullanılır. Sayısız tanrı ve tanrılaştırılmış kahraman tasvirlerini ihtiva eden Taoist mabetlerinin pek çoğu 1911 Devrimi’nden sonra tahrip edilmiştir.

Lu hükümdarı, Konfüçyüs için bir mabet inşa ettirmiştir. Daha sonraki
dönemlerde hükümdarlar, Konfüçyüs’ü “on bin neslin muallimi” diye nitelendirip
adına mabetlerde törenler düzenlemişlerdir. Ayrıca milattan sonra 59’da imparator,
her mabette kurbanın Konfüçyüs adına takdim edilmesini emretmiş, bizzat kendisi de Konfüçyüs adına takdimde bulunmuştur. En meşhur Çin ibadet yerleri Pekin’deki imparatorluk mabetleri ve mezbahlarıdır.

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.