1. Vefat Anında Yapılması Gerekenler

Ölüm, yeryüzündeki bütün canlılar için geçerli olan ilahî bir kanundur. Bu nedenle onu değiştirmeye yüce Allah’tan başka hiç kimsenin gücü yetmez. Kur’an-ı Kerim’de ölümün kaçınılması mümkün olmayan bir gerçek olduğu şöyle vurgulanır:

قُلْ اِنَّ الْمَوْتَ الَّذ۪ى تَفِرُّونَ مِنْهُ فَاِنَّهُ مُلَقي۪كُمْ …

“De ki: Kaçıp durduğunuz ölüm, muhakkak sizi bulacaktır…”

 

اَيْنَمَا تَكُونُوا يُدْرِكْكُمُ الْمَوْتُ وَلَوْ كُنْتُمْ ف۪ى بُرُوجٍ مُشَيَّدَةٍ …

“Nerede olursanız olun sağlam ve güçlendirilmiş kaleler içinde bulunsanız bile ölüm size ulaşacaktır…’’

Peygamber Efendimiz de ölüm hakkında ümmetini her fırsatta uyarmıştır. “Ensar’dan bir kişi Hz. Peygamber’e gelerek şöyle sordu: ‘Ey Allah’ın Resulü! Müminlerin hangisi daha faziletlidir?’ Hz. Peygamber, ‘Ahlak bakımından en güzel olanları.’ buyurdu. Sonra adam, ‘Müminlerin hangisi daha akıllıdır?’ diye sordu. Hz. Peygamber, ‘Ölümü en çok hatırlayıp nefsini hesaba çekenleri ve ölümden sonrası için en güzel şekilde hazırlananları. İşte onlaren akıllı olanlardır.’ şeklinde cevap verdi.”

İslâm inancı bakımından ölüm bir son değil, yeni bir hayatın başlangıcıdır. İnsan ne zaman, nerede ve nasıl öleceğini bilmediğine göre her an ölüme hazır olmalıdır. Peygamber Efendimiz (s.a.v) ölümü unutmamayı, Allah’ın razı olduğu iş ve davranışlarla ona hazırlanmayı ve Allah’ın rahmetinden ümit kesmemeyi tavsiye etmiştir. Çekilen sıkıntı ne kadar şiddetli olursa olsun ölümün arzu edilmesini hoş görmemiştir. Bir hadis-i şerifte şöyle buyurulur:

“Hiçbiriniz başına gelen bir zarar ve felaket sebebiyle asla ölümü temenni etmesin! Eğer buna mecbur kalırsa şöyle desin; Allahım! Hayat hakkımda hayırlı olduğu müddetçe beni yaşat; ölüm hakkımda hayırlı olunca da benim ruhumu al!”

Vefat eden bir Müslümana karşı diğer Müslümanların yerine getirmeleri gereken bir takım dinî sorumluluklar vardır. Bu sorumluluklar aynı inancı paylaşmanın ve Müslümanlardan oluşan bir toplum içinde birlikte yaşamanın bir gereğidir. Vefat eden kişinin yakınları, komşuları ve tanıdıkları tarafından yerine getirilmesi gereken görevlere Allah Resulü (s.a.v) hem hadis-i şeriflerinde işaret etmiş hem de kendi davranışlarıyla örnek olmuştur. Vefat eden kişinin yıkanması, kefenlenmesi, cenaze namazının kılınması, kabre yerleştirilmesi (defin), borçlarının ödenmesi, vasiyetinin yerine getirilmesi, mirasının hak sahiplerine dağıtılması ve vefat eden kişinin yakınlarına taziyede bulunmak bu görev ve sorumlulukların başlıcalarıdır.

Son nefesine yaklaşmış ve ölmek üzere olan Müslümana “muhtazar” denir. Bu durumdaki bir kişi ziyaret edilir, kendisine ve yakınlarına sabır tavsiyesinde bulunulur. Ayrıca bu kimseleri; akraba, dost ve komşuları ziyaret ederek helallik alırlar. Ölüm anı, dünya hayatının sonu ve ahiret hayatının başlangıcıdır. Bu açıdan ölüm döşeğindeki hastanın moralini yüksek tutmaya çalışmalı, ebedi yolculuğa ruhen hazırlanmasına yardımcı olunmalıdır. Hastaya söylenecek sözlere dikkat edilmeli, onu ümitsizliğe düşürücü, gönül kırıcı sözlerden kaçınılmalıdır. Allah’ın rahmetinden ve affından bahsedilmeli, mümkün olduğu kadar onun için dua edilmelidir.

İyileşme ümidi kalmamış hastaya, onu incitmeyecek bir şekilde,herhangi bir vasiyetinin bulunup bulunmadığı sorulur. Vasiyette bulunursa şahitler huzurunda yazılır. Ölmek üzere olan kişi, mümkünse yüzü kıbleye gelecek şekilde sağ yanına çevrilir.Bu mümkün değilse, başı hafifçe yükseltilip ayakları kıbleye doğru uzatılarak sırt üstü yatırılır. Eğer bu da mümkün değilse sıkıntı verilmeyecek şekilde en uygun konumda yatırılır. Ölüm döşeğindeki hastanın ağzı genellikle susuzluktan kurur. Hastanın hizmetinde bulunanlar bir miktar suyla sık sık onun ağzını ıslatmalı ve susuzluğunu gidermelidir.

Ölümü yaklaşmış olan kişiye sesli bir şekilde kelime-i tevhidin hatırlatılmasına telkin denir. Sevgili Peygamberimiz “Kimin son sözü ‘Lâ ilâhe illallah’ olursa, o kişi cennete girer” buyurmuştur.
Dolayısıyla telkinde bulunmak sünnettir. Ancak kişiye söylemesi için ısrar edilmemeli, sadece yanında kelime-i tevhid ve kelime-i şehadet okumalıdır. Bu telkin tevbeyi de içine alacak şekilde şöyle yapılabilir:

 

اَسْتَغْفِرُ الّٰلَ الْعَظي۪مَ الَّذ۪ى لاَ اِلٰهَ إلاَّ هُوَ الْحَىُّ الْقَيُّومُ وَاَتُوبُ اِلَيْهِ. اَشْهَدُ اَنْ لاَ اِلٰهَ اِلاَّ الّٰلُ وَاَشْهَدُ اَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ

“Kendisinden başka ilah olmayan Allah’tan bağışlanma dilerim. O diri ve her şeyin varlığı kendisine bağlı olandır. Ona tevbe ederim. Şehâdet ederim ki Allah’dan başka ilah yoktur ve yine şehâdet ederim ki Muhammed (a.s) O’nun kulu ve resulüdür.”

Ölümü yaklaşmış kişinin yanında Yâsîn veya Ra‘d surelerini okumak da tavsiye edilmiştir. Ölüm döşeğindeki kişinin yakın akrabalarına haber verilerek helalleşmelerine imkân verilmelidir.

 

2 . Vefat Sonrası Yapılması Gerekenler

Vefat eden kişinin üzerinden elbisesi çıkarılır. Üzerine bir
örtü yayılır, şişmemesi için karnının üzerine bıçak ve makas gibi
gibi demirden bir cisim konur. Göz kapakları indirilir. Elleri yanlarına
uzatılır, ayakları birleştirilip baş parmaklarından bir bez parçası
ile bağlanır. Çenesi yine bir bez parçası ile başına bağlanır.
Ölünün yanında güzel kokulu bir şey bulundurulur. Bu işlemler
yapılırken şöyle dua etmelidir:

بِسْمِ الّٰلِ وَعَلٰى مِلَّةِ رَسُولِ الّٰلِ اَللّٰهُمَّ يَسِّرْ عَلَيْهِ اَمْرَهُ و سَهِّلْ عَلَيْهِ مَا بَعْدَهُ وَ اَسْعِدْهُ بِلِقَائِكَ وَاَجْعَلْ مَا خَرَجَ اِلَيْهِ خَيْرًا مِمَّا خَرَجَ عَنْهُ

“Allah’ın adıyla ve Resûlullah’ın dini üzere Ey Allah’ım bu kişinin işini kolaylaştır ve sonrasında güçlük gösterme. Onu, sana kavuşmakla mutlu eyle. Gittiği yeri, ayrıldığı yerden daha hayırlı eyle.”

Yıkanma işlemi tamamlanmadan ölünün yanında Kur’an okumak mekruhtur. Fakat başka bir odada okunabilir. Kişi vefat ettikten sonra, cenaze ile ilgili hizmetlerin ve dini görevlerin yerine getirilmesi için tanıdıklarına uygun bir şekilde ölüm haberi ulaştırılmalıdır.

Yakınlarını, sevdiklerini kaybeden insanların üzülmemesi mümkün değildir. Ancak ölünün arkasından yüksek sesle ağlamak, isyana varacak davranışlarda bulunmak ve uzun süre yas tutmak dinimizce hoş karşılanmamıştır. Allah Resulü (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “(Ölenlerin ardından) avuç içi ile yanaklarını döven, yakalarını yırtan ve cahiliye âdeti olarak bağırıp feryat eden kimse bizden değildir.” Ölüm haberini alanların “istircâ” etmeleri

اِنَّا لِِّٰ وَ اِنَّا اِلَيْهِ رَاجِعُونَ

Yani “…Allah’tan geldik Allah’a döneceğiz”  ayetini okumaları öğütlenmiştir.

Ölen kimsenin arkasından gerekli görevleri yerine getirerek bağışlanması için Allah’a dua etmeliyiz. Ayrıca ölüm olayından ibret almalı, bizim de bir gün mutlaka Allah’a döneceğimizi aklımızdan çıkarmadan hayatımıza Kur’an ve sünnet doğrultusunda düzen vermeliyiz.

 

2.1. Cenazenin Yıkanması ve Kefenlenmesi

Vefat eden kişinin yıkanmasından kabre konulmasına kadar yapılması gereken uygulamalara ve bu işler için ihtiyaç duyulan malzemenin hazırlanmasına teçhiz denir. Ölünün yıkanması gasil olarak isimlendirilir. Ölüyü yıkayan kişiye gassal denir. Ölen bir Müslümanın yıkanması, kefenlenmesi, cenaze namazının kılınması ve defnedilmesi farz-ı kifayedir. Bu işlemlerin geciktirilmeden yerine getirilmesi gerekir. Şehit düşenlerin yıkanması zorunlu değildir.

Ölüyü yıkayacak kişi bu işi bilen ve Müslüman biri olmalıdır. Ölünün yıkanacağı yerin kapalı olması ve onu yıkayanlardan ve yardım edenlerden başkasının cenazeyi görmemesi uygun olur. Yıkama işini yapmak için cenaze önce, teneşir denilen yere, ayakları kıbleye gelecek şekilde sırt üstü yatırılır. Teneşirin çevresi güzel bir kokuyla tütsülenir. Elbiseleri tamamen çıkarılır ve göbeğinden diz altına kadar olan avret yeri örtülür. Cenaze yıkayacak kişi “Niyet ettim Allah rızası için vefat etmiş olan bu kimseyi yıkamaya.” diyerek niyet etmeli ve besmele ile başlamalıdır. Yıkama bitinceye kadar,

غُفْرَانَكَ يَا رَحْمٰنُ

“Ey rahman olan Allah! Artık senin af ve mağfiretinle baş başa, sen onu bağışla!” cümlesini tekrar etmelidir.

Yıkayıcı eline bir bez alarak örtünün altından cenazenin avret yerlerini temizler. Sonra yüzünden başlayarak abdest aldırır. Ağız ve burna su vermez. Sadece dudaklarının içini ve dışlarını, burun deliklerini, göbek çukurunu parmakla veya parmağına sardığı bezle imkân ölçüsünde siler. Ondan sonra ellerini, kollarını yıkar. Başını da mesh edip, ayaklarını yıkar. Böylece abdest tamamlanmış olur.

Cenazenin abdest işi tamamlanınca üzerine ılık su dökülür. Ölüyü sol tarafına hafifçe çevirip sağ tarafını yıkar. Daha sonra sağ tarafına doğru hafifçe çevirip sol tarafını yıkar. Bu yıkama işlemini üç kez tekrarlar. Bundan sonra cenazeyi hafifçe kaldırır ve karnını hafifçe ovar. Bir şey çıkarsa su ile yıkanıp giderilir. Yeniden abdest verilmesine ve baştan yıkanmasına gerek yoktur. Yıkama işlemi bitince havlu ve benzeri bir şey ile kurular. Vücuduna güzel kokular sürer. Ölünün saçı ve tırnakları kesilmez. Ölü yıkandığında bedenin zarar görme ihtimali varsa abdest aldırmadan üzerine su dökülmek suretiyle yıkanır. Su bulunmadığı durumlarda ise teyemmüm ettirilir. Erkek ölünün erkek, kadın ölünün de kadın tarafından yıkanması gerekir.

Cenazenin yıkanıp kurulanmasından sonra kefen adı verilen yakasız, dikişsiz sade bir beze sarılmasına tekfin veya kefenleme adı verilir. Ölen bir Müslümanın bedeninin örtülecek şekilde kefenlenmesi farz-ı kifayedir. Bu dikişsiz bez insanın bu dünyadan hiçbir şey götüremeyeceğini simgeler. Erkeğin kefeni, kamîs, izâr ve lifâfe olmak üzere üç parçadan oluşur. Kadının kefeni ise bu üç parçanın yanında baş örtüsü ve göğüs örtüsü olmak üzere beş parça bezdir.

Kefenleme işleminin yapılışı şöyledir: Cenazeye sarılmadan önce kefen birkaç defa güzel kokularla tütsülenir. Yıkanan ve kurulanan ölüye önce kamis giydirilir. Ardından baştan ayağa kadar uzanan izar sarılır. En son lifâfe sarılır. Lifâfe baş ve ayak uçlarından düğümleneceği için izara göre biraz daha uzundur. Kefenin açılmaması için bir bez kuşakla bağlanır. Kadınlarda ise gömlek giydirildikten sonra baş örtüsü sarılır. İzar sarıldıktan sonra göğüs örtüsükonulur, bu sünnet kefenlemedir. (Bu sünnet kefenlemedir.) Yukarıda belirtilen bezlerin tamamı bulunamazsa erkekler için izar ve lifâfe yeterli olur. Kadınlar için de bunlara sadece başörtüsü ilave edilir, buna kefen-i kifaye denir. (Buna kefeni kifâye denir.) Bunlar da bulunamazsa erkek ve kadın için sadece bir kat bez, kefen olarak yeterlidir, buna kefen-i zarure denir. (Buna kefeni kifâye denir.) Kefenlenme işi tamamlanınca cenaze, tabut içine konulup “musalla”ya (cenaze namazı kılınacak yere) götürülür.

 

 

2.2. Cenaze Namazı ve Duaları

Yıkanıp kefenlenen ölüye son duayı yapmak üzere cenaze namazının kılınması diğer Müslümanlar için farz-ı kifâyedir. Cenaze, namaza duracak olan cemaatin yönü kıbleye gelecek şekilde ön tarafa konulur. Cemaate katılanlar abdestli olarak dua mahiyetindeki bu namazı kılar. Cenaze namazına niyet şarttır. Hanefi mezhebine göre, cemaatin önünde hazır bulunmayan (gaib) cenaze üzerine namaz kılınmaz. Şafii fakihleri ise cenaze başka bir yerde de olsa gıyabında namazının kılınabileceğini kabul ederler.

Cenaze Namazının Kılınışı:
Cenaze namazını kıldıracak olan kişinin namaza başlamadan önce cemaate cenaze namazının kılınış şeklini tarif etmesi uygun olur. Cenaze namazında iftitah tekbirinden başka, üç tekbir bulunmaktadır. İmam cenazenin göğsü hizasına durur. Cenazenin erkek, kadın veya çocuk oluşuna göre “Allah için namaza, Resulullah için salavata, ölen kimse için duaya, erkek/kadın/çocuk niyetine” şeklinde niyet edip yüksek sesle tekbir alır. Cemaat de aynı şekilde niyet eder ve imamla birlikte tekbir alır. İmam ve cemaat Sübhâneke duasını “ve celle senâüke” cümlesiyle birlikte sessizce okurlar. Şafiiler Sübhâneke yerine Fatiha suresini okur. Daha sonra Hanefilere göre eller kaldırılmadan ikinci tekbir alınır. Şafiiler her tekbirde ellerini kaldırırlar. Bu tekbirden sonra “Allahümme salli” ve “Allahümme bârik” duaları, üçüncü tekbirin ardından da cenaze namazı duası okunur. Cenaze namazı esas itibariyle bir duadan ibaret olduğu için, bu duaları Arapça okumak şart değildir. İsteyen kendi dilindeki anlamlarını okuyabileceği gibi, benzer anlamda başka dualar da edebilir. “Rabbenâ âtinâ” duası bu dualardan biridir. Cenaze duasını bilmeyenler Fatiha suresini de okuyabilir. Ayrıca “Allahım beni, bu ölüyü ve bütün müminleri bağışla” şeklinde de dua edilebilir. Dördüncü tekbir alındıktan sonra sağa ve sola selâm verilir.

Cenaze namazı için cemaat şart değildir, bir kişinin kılmasıyla bile farz yerine getirilmiş olur. Cenaze namazına başlandıktan sonra cemaate katılan kimse hemen tekbir alır, eksik kalan tekbirlerini de dua okumaksızın peş peşe alır. Cenaze musalladan kaldırılmadan tekbirlerini tamamlayıp selâm vermiş olur.

Güneş doğarken, batarken ve zeval vaktinde cenaze namazının kılınması Hanefi mezhebine göre mekruhtur. Şafiiler ise bütün vakitlerde kılınabileceğini belirtmişlerdir. Hanefilere göre yağmur vb. bir mazeret yoksa cenaze namazı cami içinde kılınmaz. Şafii mezhebine göre bunda bir sakınca yoktur.

Cenaze namazı kılındıktan sonra imam cemaate “Bu kişiyi nasıl bilirdiniz?” diye sorar; cemaat de “İyi bilirdik, Allah rahmet eylesin!” diye cevap verir. Daha sonra “Haklarınızı helal eder misiniz?” diyerek helallik alır. Cenazenin başında ölen kişi hakkında uzun konuşma yapmak Resul-i Ekrem’in ölünün defninde acele edilmesi hususundaki tavsiyesine aykırıdır.

Cenaze töreninde ölüm gerçeği ve ölüme hazırlıklı olma konularına temas eden kısa bir konuşma yapılabilir.

ÖRNEK BİR KONUŞMA:
Değerli Kardeşlerim!
Allah’a hamdolsun ki, biz ölümü yokluk değil, sonsuzluk olarak kabul eden
bir inanca sahibiz. Şu anda önümüzde yatan bu cenaze bize hâl diliyle şöyle sesleniyor:
Dünya fanidir, geçicidir. Ancak dünyada güzel işler yapmak, insanlığa hizmet
etmek kalıcıdır. İnsan kendisine tayin edilen hayatı yaşıyor ve en sonunda
ölüyor. Yüce Allah’ın bütün canlılar için koyduğu, şaşmaz ve değişmez kanun budur.
Nitekim yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de:
كُلُّ نَفْسٍ ذَٓائِقَةُ الْمَوْتِ ثُمَّ اِلَيْنَا تُرْجَعُونَ
“Her nefis ölümü tadacaktır ve sonra bize döndürüleceksiniz.”11 buyuruyor.
“Ya Rabbi! Senin istediğin gibi bir kul olayım. Bir fırsat ver Ya Rabbi!” diye
yalvarmanın fayda vermeyeceği gün gelmeden önce kendimizi ölüme hazırlamalıyız.
Zararın neresinden dönersek kârdır. Ölümü sık sık hatırlamamız gerekiyor.
Nitekim bir hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz (s.a.v.) “Ağız tadını bozan ölümü
çokça hatırlayınız.”12buyurmaktadır.
Rabbimiz şöyle buyuruyor:
يَا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا الّٰلَ وَلْتَنْظُرْ نَفْسٌ مَا قَدَّمَتْ لِغَدٍ
وَاتَّقُوا الّٰلَ اِنَّ الّٰلَ خَب۪يرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ
“Ey iman edenler! Allah’tan korkun. Herkes yarın (kıyamet günü) için ne
hazırladığına baksın. Allah’tan korkun, çünkü Allah işlediklerinizden haberdardır.”
13 Bizler de bu ayet-i kerimenin ışığında yarın için ne hazırladığımıza bakalım.
Allah’a kul olduğumuzu hatırlayalım ve lezzetleri kesen ölümü sık sık hatırlayalım.
Ve hiçbir zaman unutmayalım ki Allah’tan geldik. O’na döneceğiz.
Kendi ellerimizle toprağa verdiğimiz insanlara ibretle bakalım. Hayatımıza
düzen verelim. Dünya hayatının geçici olduğunu unutmayalım. Allah vefat eden
kardeşimize rahmetiyle muamele etsin. Mekânını cennet eylesin, Sevgili Peygamberimize
komşu eylesin.”
Bu konuşmadan sonra cenaze namazı duasının Türkçesi ya da başka bir dua
yapılabilir:
‘Allahım! Dirimizi, ölümüzü, burada bulunanlarımızı bulunmayanlarımızı,
erkeğimizi kadınımızı, küçüğümüzü büyüğümüzü bağışla. Allahım! Şurada duran
ölüye, kolaylık ve rahatlık ver, onu affet. Kabrini cehennem çukuru olmaktan muhafaza
buyur, cennet bahçelerinden eyle. Dünyada iken yaptığı hayırlı işleri kendisine
yoldaş eyle. Ona güven, müjde, ikram ve yakınlık ile mukabele et! Geride
bıraktığı acılı ailesine ve sevenlerine sabırlar lütfeyle. Âmin.

 

2.3. Vefat Edenin Borç, Vasiyet ve Mirası

Vefat eden kimsenin geride kalan yakınlarının yerine getirmeleri gereken birtakım sorumluluklar vardır. Ölenin borcu varsa geride bıraktığı mal varlığından yakınları tarafından gecikmeden ödenmelidir.

Bir kimsenin, malını cennet sermayesine dönüştürmek üzere bir veya birkaç kişiye ya da bir hayır kurumuna bırakmasına vasiyet denir. Ayrıca bir kişinin ölümünden sonra yapılmasını istediği şey de vasiyet olarak isimlendirilir. Mirastan payları belirlenen kişiler dışındakilere malının üçte biri oranında vasiyet geçerlidir.  Vasiyetin kaydedildiği belgeye vasiyetname denir. İslam dini vasiyete önem vermiş, hem Müslümanları bu hususta teşvik etmiş, hem geride kalanlara meşru vasiyetlerin yerine getirilmesini emretmiştir. Üzerinde kul hakları bulunan kimseler, alacaklıların ispata yarayacak delilleri yoksa bu borcun ödenmesi için vasiyette bulunmaları gerekir.

Vefat eden kimsenin geride bıraktığı mal varlığının hak sahiplerine nasıl paylaştırılacağını düzenleyen kurallara miras denir. İslâm hukukunda bu konu ferâiz başlığı altında incelenmektedir. Ölünün geride bırakmış olduğu mal varlığına terike; mirasta hak sahibi olana vâris; vefat edip mal bırakana mûris denir. Teçhiz ve tekfin masrafları çıktıktan, borçları belli bir sıraya göre ödendikten ve vasiyeti de terikenin üçte birini aşmama kaydıyla yerine getirildikten sonra kalan mal varlığı mirasçılarına intikal eder. Nisa Sûresinin 11. 12. ve 176.ayetleri mirasla ilgilidir.

 

2.4. Defin ve Taziye

Cenazenin tabuta konulup namazının kılınacağı yere musalla ve daha sonra kabrine taşınmasına teşyî denir. Kabre konulması defin olarak isimlendirilir. Namazı kılındıktan sonra cenazeyi bekletmeden defnetmek gerekir. Ancak kendi memleketine veya bir başka yere nakli sebebiyle defnin geciktirilmesi de mümkündür.

Cenazenin namazının kılınacağı yere ve kabristana taşınmasına katılmak sünnettir. Yoldan geçen bir cenaze gördüğümüzde ayağa kalkmamız da ona karşı saygımızın bir ifadesidir. Cenaze taşınırken arkasından veya önünden sessizce yürünür. Cenazeyi kabre götürenlerin ölümü, ahireti ve Allah’ı düşünmeleri, dünyevî meseleleri konuşmamaları, gülmemeleri bu görevin adabındandır. Alkışlamak, slogan atmak uygun değildir. Yüksek sesle Kur’an okumak ve tekbir getirmek de mekruh kabul edilmiştir.

Cenaze kabre öncelikle yakın akrabaları tarafından ve kıble yönünden yavaşça indirilir. Kabre koyan kimse bu esnada,

 

بِسْمِ الّٰلِ وَعَلٰى مِلَّةِ رَسُولِ الّٰلِ

(Allah’ın adıyla ve Resulullahın dini üzere) der. Cenaze kabre konurken sağ yanına yatırılır ve yüzü kıbleye çevrilir. Mezarın üzeri tahta perde vb. malzemelerle kapatıldıktan sonra üstü toprakla örtülür. Mezarlara israf ölçüsünde ve dinen uygun görülmeyecek türden harcamaların yapılması, mezar taşına övücü veya kaderden şikâyet edici sözler yazılması uygun değildir.

Cenazenin gündüz defnedilmesi tercih edilmelidir. Cenaze defnedildikten sonra kısa bir süre bekleyip ölü için dua ve istiğfar ile meşgul olmak sünnettir. Peygamber Efendimiz (s.a.v) cenaze defnedildikten sonra bir müddet mezarın başında bekler ve cemaate şöyle buyururdu: “Kardeşiniz için yüce Allah’tan mağfiret isteyiniz ve kendisine sükûnet vermesini dileyiniz. O şimdi sorguya çekilmektedir.” Ayrıca Kur’an okumak müstehap kabul edilmiştir. Özellikle Yasin, Mülk, Vâkıa, İhlas, Felak ve Nâs sureleri ile Fatiha ve Bakara suresinin ilk beş ayeti okunur. Sevabı da cenazenin ve diğer müminlerin ruhlarına bağışlanır.

Defin işlemi tamamlanıp duaların okunmasının ardından cemaat dağılırken imam orada kalır. Kabrin baş tarafında ayakta durarak Arapça ifadelerle sorulması muhtemel kabir soru ve cevapları ile ilgili hatırlatmalar yapar. Buna “telkin” denir. Hanefi mezhebine göre definden sonra telkin yapılması gerekli değildir. Ancak yapılması hâlinde bir sakıncası yoktur. Şafii mezhebine göre ölen kişiye kabirde karşılaşacağı sorularla ilgili olarak telkinde bulunmak müstehaptır.

Yakını vefat eden bir kimseyi baş sağlığı dileme ve tesellide bulunma amacıyla ziyaret etmeye taziye denir. Taziyede bulunmak önemli bir görevdir. Resul-i Ekrem (s.a.v), “Başına bir musibet gelene taziye ziyaretinde bulunan kimseye musibete uğrayanın sevabı kadar sevap verilir.” buyurmuştur.18 Hz. Peygamber, oğlu vefat etmek üzere olduğu için büyük acı çeken kızı Zeyneb’i, “Veren de alan da Allah’tır; O’nun katında her şeyin belli bir vakti vardır.” şeklinde teselli etmiştir.

Baş sağlığı için birçok kişinin gelebileceği dikkate alınarak taziye yerinde fazla kalmak ve boş sözler konuşmak uygun değildir. Cenaze evine komşuların ve akrabaların cenaze yakınlarına ve taziye için gelenlere ikram edilmek üzere yemek götürmesi tavsiye edilmiştir.

Taziye ziyaretlerinde ölen kişi hakkında, “Allah rahmet eylesin, mekânı cennet olsun, Allah taksiratını affetsin” gibi sözlerle dua edilir. “Geride kalanların başı sağ olsun, Allah hayırlı uzun ömürler versin, Allah sabırlar versin, Allah başka acı göstermesin, ölenle ölünmez, er geç hepimiz öleceğiz, Allah iman nasip etsin” gibi cümlelerle ölenin yakınları teselli edilir. Allah Resulü’nün (s.a.v) ölenler hakkında çirkin sözler söylemeyi yasaklayan, ölüleri iyilikle anmayı emreden hadislerine göre20 taziye için gelenler ölünün iyi taraflarından bahseder, güzel hâtıraları yâd eder.

Din görevlisinin, vefat eden kimsenin yakınlarını ziyaret edip onlara bu acılı günlerinde taziyede bulunması gerekir. Ölünün yakınlarını ve taziye için orada bulunan kişileri bilgilendirmek için kısa bir konuşma yapması uygun ve faydalı olur. Konuşmasında ölüm ve ahiretten, ölenin arkasından iyilik yapmanın öneminden ve sabırdan bahsedilebilir.

Taziye Konuşması Örneği

Kıymetli Hanımefendiler, Beyefendiler!
Merhum (merhume) kardeşimiz, ilahî emir gereği aramızdan ayrıldı. İnsan yüce Mevla’nın kendisine takdir ettiği sürece yaşıyor ve zamanı geldiğinde dünya hayatına veda ediyor. Kişinin sahip olduğu malı, mülkü, makamı ve itibarı, ölümüne engel olamıyor.

Değerli Kardeşlerim!
Ölüm bir yok oluş değil, ebedi ahiret hayatının başlangıcıdır.
Ölüme her an hazır olmalıyız. Dünya hayatı bir imtihandır. Bu imtihanda başarılı olanların mükâfatı cennettir. Kişinin cenneti elde etmesi için Allah’ın emirlerine sımsıkı sarılması ve yasaklarından da kaçınması gerekir. Sevdiklerimizin ölümü, bizler için büyük bir acı ve ıstırap vesilesidir. Ancak sıkıntılara katlanmak, yüce Mevla’dan gelen acı ve tatlı her şeyi büyük bir sabırla karşılamak zorundayız. Nitekim Peygamber Efendimiz, ölüm acılarının en büyüğünü yaşamıştır. Doğumundan kısa bir süre önce babası, sonra biricik annesi, daha sonra dedesi ve amcası ebediyete göç etmişler, kendisine en çok ihtiyacı olduğu anda da sevgili eşi Hz. Hatice validemizi kaybetmiştir. Kâinatın Efendisi bütün bu acıları büyük bir sabırla karşılamış ve biz ümmetine bu konuda da en güzel örnek olmuştur.

Değerli Kardeşlerim!

Kardeşimizin vefatı, dünyanın geçici olduğunu bize yeniden hatırlatmaktadır. Bizden önce oraya giden dostlarımızı, sevdiklerimizi daima hayırla analım. Kardeşlerim nasıl bir hayat yaşarsak öyle ölürüz. Din hayattır. Nefsimizi ve neslimizi Kur’an ve sünnet ile inşa edelim ki, İnşallah cennette ebedi mutluluğu kazanalım.

Vefat eden yakınlarımızı fatihasız ve duasız bırakmayalım. Hepinizin başı sağ olsun. Cenab-ı Hak bütün ölmüşlerimizin günahlarını affetsin. Makamlarını cennet eylesin. Âmin.

Halk arasında ölünün yedinci, kırkıncı, elli ikinci gecesi ve bunların duası; devir, para karşılığı Kur’an, mevlit ve dua okutma gibi zaman ve şekle bağlanmış bazı yaygın uygulamalar vardır. Bunlar hakkında Kur’an ve sünnete dayalı bir bilgi veya tavsiye mevcut değildir. Bunların hiçbir dini dayanağı yoktur. Dolayısıyla söz konusu günlerde ölüye yönelik merasimler düzenlenmesi bidattir. Ancak, sevabı ölen kimsenin ruhuna bağışlanmak üzere hayır, hasenat yapılabileceği gibi çeşitli vesilelerle dua da edilebilir.

 

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

DHBT Sınavına Kalan Vakit
09 Aralık 2018 Pazar

Üye OlŞifremi Unuttum